sımsıkı bağlı bir duruş sergilemektedir. Bu da bir kez daha İslâm’da sözün hiçbir şekilde Kur’ân’dan tamamıyla bağımsızlaşamayacağı ilkesini hatırlatmaktadır bize.
Bir başka dikkat çekmek istediğim husus da şudur; Kalbin Solukları bize, âbid ve zâhid bir şahsiyetin iç terennümlerini de ifade eder. İslâm’da bilgi, hikmetle kucaklaşmadıkça ve taçlanmadıkça kemale ermiş sayılmaz. Mârifet bilgi ile hikmetin izdivacından neş’et eder. Ancak mârifete ulaşmak ciddi bir nefis tezkiyesi sürecini de kapsar. Hocaefendi bana göre hem çağdaş bir zahid hem de çilekeş bir ruh kahramanıdır. Kalbin Solukları bu açıdan çilekeş bir ruh kahramanının hayata, insana, topluma ve kâinatın Yaratıcısına ait iç ihsaslarını, ibadet ve taat ilişkilerini, nefis ve ruh terbiyesi ile ilgili tecrübe ve mülâhazalarını da içermektedir. Bu tecrübeler etrafında örgülenen bilgiler birer mârifet tecrübeleridir. İslâm, nefis tezkiyesi ve ruh terbiyesi için disiplinli bir zühd hayatını salıklar. Ancak bu faaliyet sûfîlerde daha ziyade toplumdan ve maddî yaşamın zevklerinden tamamen uzaklaşma şeklinde tecelli etmesine karşılık, nübüvvet davasını ve tebliğ u irşad faaliyetini esas almış ulemada nefsin kötü alışkanlıklarından uzaklaşma ve tecerrüd etme biçiminde tecelli etmiştir. İlkinde insan ve sosyal çevre ilişkileri asgari düzeye ve sınıra çekilirken, ikincisinde bu çekilme bizzat toplum bünyesinden değil, nefsin ve kötü alışkanlıkların sınırından çekilmedir. Ama her iki mücadele biçimi de insanı kamil kılmaya ve ondaki bilgiyi mârifete dönüştürmeye yönelik mânevî ve sosyal bir tecrübeden ibarettir. Ya da bir başka ifadeyle bu mânevî arınma, İslâm irfanında hikmete ve hakikate (gerçek Allah bilgisinde derinleşme) ulaşma mücadelesinin bir tezahürü olarak tecelli etmiştir. Hikmet kuru bir bilgi tecrübesi değildir. Mü’mindeki tüm maddî-mânevî hâsseleri kuşatan yüksek bir bilgidir. Epistemolojik açıdan kurgulanabilir olsa da onda