Daha açık ve net bir ifade ile söyleyecek olursak, bu çocuk daha o dakikadan itibaren melekûtî yönü gelişmeye hazır bir zemin bulmuş sayılır. Yani bu şekildeki bir davranış onun için, şeytandan korunması adına bir sığınaktır. Ve yapılan dua ta “rahm-i mâder”de böyle bir melek atmosferi hâsıl etme yolunda atılan ilk adımdır.
b. Melekler Sadece Birer Memurdurlar
İnsanla melek arasındaki münasebet, insanın ömrü boyunca devam eder. Ahirette ise bu münasebet ebedîleşir ve sonsuza kadar sürer. Ancak burada hâdiseye yine Kur’ânî kriterlerle bakmak gerekir. Aksi hâlde meleklere hakikî mânâda tasarruf verilmiş olur ki, bu da gizli bir şirk demektir. Onun içindir ki Kur’ân, bu husus üzerinde açık-kapalı birçok tahşidat yapar ve meleğin sadece vazifeli bir memur olduğu gerçeğine dikkat çeker.
Bir kısım melekler, insanların amellerini yazmakla vazifelidirler. Bu hakikate işaret eden bazı âyetlerde şöyle denilmektedir: “And olsun, insanı Biz yarattık ve nefsinin ona ne fısıldadığını biliriz; çünkü Biz ona şah damarından daha yakınız. Onun sağında ve solunda oturan iki alıcı (melek, onun sözlerini ve işlerini) kaydetmektedirler.”9
Bu âyetlerde, önce insanın Allah tarafından yaratıldığı, içinden geçen her şeyin Allah tarafından bilindiği ve Cenâb-ı Hakk’ın insana şah damarından daha yakın olduğu anlatılmakta, daha sonra da melekler tarafından insanın her hâlinin kaydedildiği dile getirilmektedir ki, âyetin meseleye bu şekildeki yaklaşımı, belli mânâlara ve bilhassa “tevhid” şuuruna dikkat çekmektedir. Bu cümleden olarak:
Birincisi: Kasem ve tekit edatlarıyla, en küçük bir tereddüt ve şüpheye mahal bırakmamak üzere deniliyor ki: “Kasem olsun, gerçekten de insanı Biz yarattık.”
Dipnotlar
- 9 Kaf sûresi, 50/16-17.