“Yâ Ebâ Bekir, Hanzala münafık oldu! Zira ben, Resûl-i Ekrem’in yanında bulunduğum andaki hâli, evime döndüğümde bulamıyorum. Allah Resûlü’nün huzurunda bütünüyle iman kesiliyor, ayrılınca ise o hâli kaybediyorum. Bana, bu bir nifak alâmeti gibi geliyor. Ve onun için de ağlıyorum.”
Hz. Ebû Bekir bunları duyunca o da ağlamaya başlar. “Vallahi, der, aynı hâl bende de var!”
Beraberce Allah Resûlü’ne giderler. Her ikisi de ağlamaktadır. Efendimiz onlara niçin ağladıklarını sorar. Onlar da durumu, olduğu gibi Allah Resûlü’ne aktarırlar. Bunun üzerine Efendimiz, mealen onlara şu cevabî karşılıkta bulunur:
“Eğer her zaman benim yanımda bulunduğunuz hâli muhafaza etseydiniz, Allah’a yemin ederim, melekler gelir sizinle musafaha ederlerdi. Siz çarşıda pazarda hep onlarla içli dışlı olurdunuz. Ama yâ Hanzala! Bu işin esası şudur: Bir müddet Rabbe kulluk, bir müddet de dünya için çalışma.. ve dünya için çalışırken de Rabbi unutmama…”132
İşte bütün mesele burada. Huzurda, Rabbe kulluğun hakkını verme.. çarşıda, pazarda ve evde de onlara ait hakları gözetme.. hiçbir zaman istikameti terk etmeme ve daima Cenâb-ı Hakk’ın murâkabesi altında bulunduğu şuuruyla hareket etmeye çalışma.
Böyle davranılırsa kalb, rikkat ve inceliğini korur. Kalb rikkatini muhafaza ettiği sürece de, melekler gelir o insana musafaha etmeye durur. Ne var ki, kalbe rikkat kazandırma ve bu rikkati koruma da ancak geceleri ihya ile olur. Gecelerini ihya edemeyenlerin kalb rikkatini muhafaza etmeleri çok zordur.
Dipnotlar
- 132 Müslim, tevbe 12,13: Tirmizî, kıyame 59; Ahmed İbn Hanbel, el-Müsned 4/178, 346.