İçeriğe geç

Sen hazır olacaksın ki, gelen gelsin ve orada hüsnü kabul görsün. Senin daima, Hak’tan gelen tecellîleri misafir edecek, onlara mihmandar olabilecek bir gönlün yoksa, gaflet anında ve kalbinin Hak’tan uzak kaldığı hengâmda, rahmet-i ilâhiye gelir de geriye döner. Sen, Allah’a imanının tam olduğunu sanırsın ama, heyhât! Haybet ve hüsran içinde gönlün ölüdür de haberin yok. Evet, müteyakkız olacaksın. Hem de hudutta nöbet bekleyen bir insan gibi, bir lahza gözünü kırpmadan hep zuhur bekleyecek ve tecellî avlayacaksın…

Resûl-i Ekrem (sallallâhu aleyhi ve sellem), müteyakkız gönüllerin, uyanık duyguların, duyan, bilen, hisseden, her şeyden mânâ çıkaran kafaların temsilcisi olarak hayatını uyanıklık içinde geçirmişti. Gündüzleri O, zaten hep hüşyârdı. Gece basıp da “Uykunuzu dinlenme yaptık.”126 âyeti gereğince uyku onu sardığı zaman, derin derin düşünmeyi temsilen elini başının altına koyar ve “Rabbim, ötesini Sana havale ediyorum, şu kalbimin tek lahza Senden gafletine tahammülü yoktur ama, geldi bastırdı şu uyku!” düşünce ve mülâhazasıyla, bilinen bazı duaları okur ve yatağına öyle girerdi.

Sen de hayatını İki Cihan Serveri’nin hayat-ı seniyyelerine göre tanzim ederek, her anında Cenâb-ı Hakk’a teslim ile ömrünün dakikalarına yümün ve bereket akmasını temin edebilirsin. Onun için de bir lahza gözünü kapamamalısın ki, Mele-i A’lâ’dan gelenler uyanık ve kapısı açık bir mihmandar bulabilsinler.

188