İçeriğe geç

– Yâ Rabbi, onların içinde birisi vardı ki, esas gayesi Seni anmak değildi. O oraya dünyevî bir gaye için gelmişti.

Ve lütfu engin Rab şöyle ferman eder:

– Onlar öyle bir toplumdur ki, onların arasında bulunan (niyeti çok hâlis olmasa da) onlara verilenden mahrum edilemez.”119

(Biz de zaten Cenâb-ı Hakk’ın bu vaadine itimat edip ona bel bağlamış bulunuyoruz. Öyle inanıyoruz ki, cemaat hâlinde açılan eller istek ve talepleri itibarıyla mahrum bırakılmayacaktır. Ellerimizi bu niyetle açıyor, dualarımızı bu niyetle cemaatin duasına katmaya çalışıyor ve çalı, diken yetiştirmeye mahsus bir zeminde gül yetiştirmeye gayret ediyoruz. Böyle bir zeminde çamura batmadan, kirlenmeden bir hayat yaşamak nerede ise imkânsız…

Günahlarımız çok; fakat O’nun rahmeti günahlarımızdan daha geniş. Bunu bilerek O’nun kapısına geliyor, O’ndan af dileniyor, bizim dualarımızı da, kabul gören dualar arasına katmasını niyaz ediyoruz.)

Bir hadislerinde Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmaktadırlar:

“Yeryüzünde seyyar (gezginci) melekler vardır. Bunlar zikir meclislerini dolaşırlar. Böyle bir meclis bulduklarında orayı kuşatır ve doldururlar. Sonra da ellerini açar şöyle derler: ‘Yâ Rabbi, şu anda Senin kullarından bazılarının yanındayız. Onlar, Senin kitabını okumakta, Senin peygamberine salavat getirmekte ve Senin yüceliğini müzakere edip durmaktadır.’ Bunun üzerine Cenâb-ı Hak ferman eder: ‘Onları rahmetimle çepeçevre kuşatın, onların arasında bulunan asla tali’siz olmaz.’”120

Zikir meclisleri, melekleri yeryüzüne çeken cazibe… Allah’ın anlatıldığı, tecellîleri içinde O’nun azametinin söz konusu edildiği, Habib’inin hak peygamber olduğuna dair delillerin tekrar edilip durduğu ve sonunda, salât u selâmların sohbetlere hitam-ı misk yapıldığı, buhur buhur mâneviyat kokan ve öbek öbek lâhut taşıyan kutlu yerler ışık evler…

180