İçeriğe geç

Onlar bu denli ulvî bir gaye için bir araya gelince, melekler de bu meclise karışır, çepeçevre orayı sarar.. ve tedris devam ettiği müddetçe de orayı terk etmezler. Zira ki, böyle bir mecliste bulunmama bir haybettir, bir hüsrandır. Melekler ise bu türlü akıbetten korunmuş varlıklardır. Onlar daima yümün ve bereket soluklar, yümün ve bereket ikliminin içinde bulunurlar.

Bir de onların üzerine “sekîne” iner. Devrin ve dehrin hâdiseleri onları yıldıramaz, ürkütemez, korkutamaz. Durmadan düşer kalkarlar ama, yine de yürürler. Bütün çarklar aleyhlerinde dönse de asla ümitsizliğe düşmez, bir gün o çarkların çark edeceğini bilir ve kendi lehlerine dönecek devran çarkını sabırla beklerler.

Hem onlar öyle korkusuz birer yiğittirler ki, cellatlar gelip kapılarına dayansa, yine paniğe kapılmaz, derslerine devam eder ve faydası olacağına kanaat getirirlerse, cellatlarını da aynı derslerin nur havzından istifade ettirmeye çalışırlar. Çünkü onlar itminan dolu bir hayat yaşamaktadırlar. Ve onlar bu evlerdeki tedrisi, hayatlarının gayesi hâline getirmişlerdir. Tarassutlar, sürgünler, hapisler, istintaklar onları bu davadan vazgeçiremez. Onların o yüce otağlarında panik iflas etmiştir. Zira onlar “sekîne”den birer âbide hâline gelmişlerdir.

“Ve Allah onları kendi yanında olanlar arasında anlatır ha anlatır.”

Cenâb-ı Hakk’ın huzurunda nazarları kevn ü fesada müteveccih olan melekler vardır. Bazen bu melekler yüzlerini imkân âlemine döndürür ve insanları temâşâ ederler. İşte bu meleklere Cenâb-ı Hak, kendi davası uğruna bir araya gelen kullarını anlatır, der ki: “Sizin, hâllerine tam muttali olamadığınız Benim bazı kullarım var. Onlar şu anda Benim kitabımın içinde mevcut hakikatleri öğrenmek ile meşguldürler.”

184