Miraca gidilirken Cibril, Efendimiz’e bir binek getirmişti. Adı Burak idi bu bineğin. Ancak hem bineğin kendisi hem de ona nasıl binildiği bizce meçhuldür. Zaten gidilen ve gezilen yerler de meçhuldür. Sanki Efendimiz, bu bilinmez binekle, bilinmeyen âlemlere yelken açmıştır. Ancak Burak, neşvesinden dolayı biraz serkeşçedir. Bir ara Cibril ona yaklaşır ve kulağına eğilerek: “Ne yapıyorsun böyle? Sana şimdiye kadar böyle bir süvari binmemiştir!” der. Ve olan o esnada olur. Burak tepeden tırnağa ter içinde kalır.35
İşte, daha önce söylediğimiz, Efendimiz’in şevk ve iştiyak içinde, o ana kadar görmediği âlemleri müşâhede ettiği esnada Cibril’e “Rabbini hiç gördün mü?” sualine karşı onun haşyet ve dehşet içinde verdiği cevap ve işte Burak’ın Efendimiz’in vasfını işitir işitmez takındığı hâl! Bunlar hep birer irfan ve hep birer haşyet örneğidir.
Bu bir melek haşyetidir. Cenâb-ı Hakk’ın azametine karşı meleğin duyduğu saygı budur. Hâlbuki onlar, hiçbir işlerinde isyan etmezler ve kendilerine ne emrolunursa onu da aynen yaparlar. Buna rağmen onların haşyeti böyle olursa, ya her hâli günah bizlerin hâli ve haşyeti nice olmalıdır! Zaten Efendimiz’in bu vak’aları nakletme hikmetlerinden biri de bize bu şuuru aşılamak içindir.
Dünya ve ahirette meleğe enîs olmak isteyenler şimdiden karakterlerini melekleştirmelidirler. Bu da ancak onlar gibi yaşamakla mümkündür. İçinde meleklere benzer haşyet yaşamayanların ise bu hâli kazanması oldukça zordur.
b. Haşyette Melekleşenler
Dünyada korkanlar, ahirette korkudan emin olacaklardır. Onun içindir ki bir hadis-i kudsîde: “İki emniyeti ve iki korkuyu bir arada toplamam.”36 buyrulmaktadır. Bu mesele ile alâkalı olarak Buhârî ve Müslim’de Efendimiz tarafından şöyle bir hâdise nakledilir:
Dipnotlar
- 35 Heysemî, Mecmau’z-zevaid 1/328; Kâdı İyâz, eş-Şifa 1/161.
- 36 İbn Hibbân, es-Sahîh 2/406; el-Beyhakî, Şuabü’l-îmân 1/483.