İçeriğe geç

“Arş’ı taşıyanlar ve onun çevresinde bulunanlar Rabbilerini överek tesbih çekerler, onların Rabbileri hakkında kanaatleri de pek kavîdir ve mü’minler için şöyle mağfiret dilerler: Rabbimiz, rahmet ve bilgi bakımından her şeyi kapladın. Tevbe edip Senin yoluna uyanları bağışla, onları Cehennem azabından koru. Rabbimiz, onları ve babalarından, eşlerinden, çocuklarından iyi olan kimseleri onlara söz verdiğin Adn Cennetlerine sok. Şüphesiz üstün olan, hikmet sahibi olan Sensin, Sen.”74

Arş-ı İlâhî’yi taşıyan (taşıma keyfiyeti bizce meçhul), nazarları vücub âlemine müteveccih olan, rahmet semasının tercümanı bu nuranî kullar, bizimle doğrudan irtibatları bulunmadığı hâlde, en çok muhtaç olduğumuz bir meselede imdadımıza koşuyor ve Arş’ın etrafında pervaz ederken affımız için Rab’den bizim adımıza istiğfarda bulunuyorlar.

يُسَبِّحُونَ بِحَمْدِ رَبِّهِمْ “Rabbilerini överek tesbih ederler.”

Onlar Cenâb-ı Hakk’ın hem cemalinden haberdar hem de O’nun celâline karşı hayranlık ve hayret içindedirler. Yani “kurb” ve “bu’d”un âdâbına riayetin temsilcileridirler. “Bir adım daha yaklaşsak mahvoluruz!” şuuru kurbun; Cenâb-ı Hakk’ın ilim ve kudretinin ihatası dışında bir zerrenin dahi olmayacağı hakikatini bilmek de bu’dun bir tezahürüdür. Onun içindir ki, onlar, Cenâb-ı Hakk’ın esmâ, sıfât ve zâtî cilvelerinin yakınlığını gördükçe “hamd”, cemalinin cilvelerini uzaktan uzağa seyrettikçe de “tesbih” ederler.

وَيُؤْمِنُونَ بِهِ “Onların Rabbileri hakkında kanaatleri de pek kavîdir.”

Zaten böyle olmasa, “hususî kurb”e mazhariyetleri mümkün olmaz. Zira “kurb-i umumî”, herkesi ve her şeyi şemsiyesi altına almasına mukabil, “kurb-i hususî” imana dayanır ve hergün ayrı bir iman derinliği ile kıvrıla kıvrıla O’na uzanır.

وَيَسْتَغْفِرُونَ لِلَّذِينَ اٰمَنُوا “Ve mü’minler için mağfiret dilerler.”

160