İçeriğe geç

Mevlâna’nın Mesnevi’sinde, insanın kendini de unuttuğunu ifade eden çok beyit vardır. Bu demde her şey birbirine karışır, “Ben” ve “O” farkı ortadan kalkar.

Azeri lehçesiyle söylenen şu mısralar bu hâlin ifadesidir:

Öyle bilmezdim ben kendimi
O ben miyim, ya ben o mu
Âşıkların budur demi
Yandıkça yandım bir su ver.
(Gedâî)

Orada sağ-sola karışır, el-ayak birbirine girer, uzuvlar vazife değiştirir. Çünkü insan orada aslını idrak eder, aslına ulaşır. Bu bir makamdır ve bu makamı Cenâb-ı Hakk’ın huzurunda Müheyyemûn melekleri temsil etmektedir.

Cenâb-ı Hakk’ın Arş’ının etrafında, emre âmâde, O’nun cemalini seyir aşkı ve iştiyakıyla yanıp tutuşan ve belki yaratıldıkları andan itibaren kendilerini dahi bilmeyen, bütün bilgilerini mârifet-i ilâhiyeye teksif eden bu mükerrem melekler hakkında da bizler, hadislerin anlattıklarından öte bir malumata sahip değiliz. Sadece bu meleklerin, bilginin son ufkuna ulaşmış olduklarını biliyoruz. Onlar ancak Allah’ı bilmekte ve O’nu tanımaktalar. Böylece de bizlere en önemli dersi vermektedirler. Keşke onlardan bu dersi istenen ölçüde alıp biz de sadece bilgimizi mârifet-i ilâhiyeye hasredip O’nu bilmenin dışındaki bütün malumatın faydasız olduğu şuuruna uyanabilseydik!

Evet, kâinatı bilmekten gaye, onu yaratanı bilmektir. Eğer malumatımız bizi bu neticeye götürüyorsa bir mânâsı vardır. Yoksa, bizi O’ndan uzaklaştıran her malumat, hakkımızda zarardır.

7. HÂZİN veya RIDVAN

Allah’a yakın mukarreb meleklerden biri de “Hâzin”dir. Hâzin, Cennet’i denetleyen, gözeten meleğin adıdır. Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve selem) bir hadislerinde “Hâzin”den bahsetmekte ve şöyle buyurmaktadır:

164