İçeriğe geç

Aynı hassasiyet ifadesini Hz. Ali’den de duyuyoruz. Şöyle buyuruyor: “Ben Resûl-i Ekrem’den önemli bir dua ile alâkalı fermanı duyduktan sonra, onu okumayı hiç mi hiç bırakmadım.” Bunu duyan yardımcısı soruyor: “Sıffin gecesinde de mi?” Hz. Ali cevap veriyor: “Evet, o gece de terketmedim.”131

Mevlâna İkbal şöyle diyor: “Allah’a hamd ederim ki senelerce İngiltere’nin o loş, karanlık, isli ve pis havası altında kalmama rağmen bir tek gece bile teheccüdümü terk etmedim.”

Teheccüt vakti, meleklerin nüzul ettiği an olması itibarıyla çok önemlidir. Teheccüt kılan insanın arkasında melekler saf saf olur durur ve onun rikkat kazanmış his dünyasına ilham esintileri üflerler. Bu da yine meleklere ait vazifelerden biridir. Onların bu vazifeyi yerine getirebilmesi için de insanın o vakti kulluk ve dua ile değerlendirmesi gerektir.

İnsan, her anını nurlu yaşamaya alışmalıdır. Zira İmam Rabbânî Hazretleri’nin de dediği gibi: “Bir ân-ı seyyâle vücud-u enver, binlerce sene vücud-u ebtere müreccahtır.”

Nurlu anlar, insanların meleklerle, ruhanîlerle sarmaş-dolaş olduğu anlar ve zamanlardır. Böyle anlarda, insanın sağına-soluna bölük bölük melek ve ruhanî iner ve onu çepeçevre kuşatırlar. Hatta o insan, basacak yer bulamaz: Adımını nereye ve hangi noktaya atsa mutlaka bir melek kanadı ona eşlik eder. Nifaklarından endişe duyup da ağlaya ağlaya Allah Resûlü’nün yanına gelen iki şanlı sahabi Hz. Ebû Bekir ve Hz. Hanzala’ya İki Cihan Serveri’nin söyledikleri, bu hakikate parmak basması bakımından oldukça önemlidir. Vak’a şöyle cereyan eder:

Hz. Ebû Bekir, Hz. Hanzala’nın hıçkıra hıçkıra ağladığını görür. Ona niçin ağladığını sorar. Aldığı cevap onu da ağlatır. Zira Hz. Hanzala özet olarak şöyle demektedir:

193