“Allah (celle celâluhu) rahime bir melek vazifelendirir. O melek ana rahmine nutfe düşmesinden itibaren her safhada Rabb’e seslenir ve ‘Rabbim, şu anda nutfe; Rabbim, şu anda alaka; Rabbim, şu anda mudğa!’ der. Cenâb-ı Hak, o cenini yaratmayı murad buyurursa melek sorar, ‘Rabbim, bu erkek mi olsun dişi mi? Şaki mi yoksa said mi? Rızkı nedir? Eceli nedir?’ Bütün bunlar kişi daha anasının karnında iken yazılır.”6
Bir başka hadiste de şöyle denilmektedir:
“Sizden herbirinizin yaradılışı evvelâ ana karnında kırk günde toplanır. Sonra kan pıhtısı, sonra bir çiğnem et olur. Sonra ona melek gönderilir ve ruh üflenir. Ve meleğe, rızkını, ecelini, amelini, şaki mi, said mi olacağını yazması söylenir.”7
Bu ve benzeri hadislerde anlatılan yazma ameliyesi, Levh-i Mahfuz’da kayıtlı malumatın, meleklerce istinsahı mânâsına gelir. Zira eşya daha vücuda gelmeden evvel, ilmî planda, “Levh-i Mahfuz-u A’zam”da tespit edilmiş bulunmaktadır ki, biz buna bu yönüyle de kader diyoruz.
Kader, her şeyi daha olmadan evvel ilmî planda ve ilmî vücuduyla Allah’a vermek, Allah’a havale etmektir. “Olmak” vetiresi, havası içine girmiş ve “olma” silsilesi arasında yerini alma durumunda olan eşya, Levh-i Mahfuz’un istinsahları hâlinde, “Levh-i Mahv ve İspat”ta, yine Allah’ın ilmi dahilinde olmak kaydıyla mükerrem melekler vasıtasıyla yazılıp tespit edilmektedir. Bizler, mertebe mertebe hep bir kaderle karşı karşıya bulunmaktayız.
Dipnotlar
- 6 Buhârî, hayz 17; enbiyâ 1; kader 1; Müslim, kader 5.
- 7 Buhârî, bedü’l-halk 6; enbiyâ 1; kader 82; tevhid 28: Müslim, kader 1; Ebû Dâvûd, sünnet 16; Tirmizî, kader 4; İbn Mâce, mukaddime 10.