İçeriğe geç

Evet, öyle fısk ve zulüm vardır ki, bunlar ayn-ı küfür kabul edilirler. Mesela Allah’ın koyduğu esaslara karşı gelmek ve Allah’a şirk koşmak, küfür içinde mütalâa edilebilecek bir fısk u fücûrdur. Öte yandan kişinin yapmakla mükellef olduğu namaz kılmak, oruç tutmak... gibi ibadetleri yerine getirmemesi de –şayet alışkanlık hâline gelmemişse– bir fısktır; ama bu fıskı işleyen kişi, yine mü’min olarak mütalâa edilegelmiştir.

Ancak ben burada, suistimal edilebilecek bir hususa dikkatlerinizi çekmek istiyorum; şöyle ki ameli terk etmek, mutlak olarak küfrü gerektirmez. Zira Ehl-i Sünnet’e göre bir kişi, üzerine farz olan ibadetlerini yapmayı terk etse de kâfir olmaz. Ne var ki terkten başka bir de terkte ısrar vardır. Küçük günahlarda ısrarın zamanla onları büyük günah hâline getirmesi gibi, büyük günahlarda ısrar da küfre sebebiyet verebilir. Mesela bir tembellik eseri olarak namazını ara sıra kaçıran bir insan, kâfir olmaz. Ama namazını hiç kılmayıp bunu da itiyat hâline getiren; dahası bu konuda laubali davranan bir insan, sahabe-i kiram’ın “Biz hemen hemen hakkında küfür hükmüne varırdık.” dediği sınıfa dâhil olur. Bu iki durum birbirine karıştırılmamalıdır. Onun için ibâdet u taatını terk eden kimseler hakkında herhangi bir hüküm verirken mutlaka dikkatli olunmalıdır.

180