سَوَۤاءٌ kelimesi aslen تَسَاوٍ/اِسْتِوَاء (eşitlik) mânâsına masdardır ama مُتَسَاوٍ/مُسْتَوٍ (eşit) mânâsına isim olarak kullanılması daha yaygındır ki burada da o anlamdadır. Daha sonra gelen أَأَنْذَرْتَهُمْ’ün başındaki أَ bir işin yapılıp yapılmamasının eşit olduğunu belirtmek için kullanılan tesviye (eşitlik) hemzesidir. أَنْذَرْتَهُمْ’ün masdarı olan إِنْذَار kelimesi ise, if’âl bâbından gelip, “dünya ve ahirette kötülüğe terettüp eden bir şeyin encamından korkutmak veya neticesinde mukadder ve muhakkak olan kötü bir akıbetten sakındırmak için ikaz ve ihtar etmek” demektir. Mesela geçim sıkıntısı endişesiyle önceden yatırım yapmayı tavsiye etme ya da makam ve mevkiini muhafaza etme adına “aman, sakın” deme dünyevî bir inzardır.
Üstad Bediüzzaman Hazretleri, inzar mevzuuyla alâkalı olarak İşârâtü’l-İ’câz’da şöyle bir işarette bulunur: “Cenab-ı Hakk’ın sıfât-ı ezeliye âleminde biri celâlî, diğeri cemâlî iki türlü tecellisi vardır. Celâl ile Cemâl’in, sıfât-ı ef’âl âleminde tecellisinden; lütuf ve kahır, hüsün ve heybet tezahür eder. Ef’al âlemine tecelli edince; تَخْلِيَة (tahliye, arınma, arındırma) ile تَحْلِيَة (tahliye, tezyin) doğar.”[3]