Bu hususu Üstad Bediüzzaman Hazretleri, “Her bir günah içinde küfre giden bir yol vardır.”[9] şeklinde çok veciz olarak ifade eder. Esasen günah, küfür değildir ama, insanı küfre götüren bir sebeptir. Evet, kalb tamamen karardıktan sonra كَلَّا بَلْ رَانَ عَلٰى قُلُوبِهِمْ مَا كَانُوا يَكْسِبُونَ sırrı tecelli ederek o kişinin Rabbisiyle arasındaki alışveriş kesiliverir. Kalemden dökülen mürekkebin beyaz kağıt üzerinde düzenli veya düzensiz izler bırakması gibi insanın kalbine gelip uğrayan günahlar da birer leke bırakıp öyle giderler.
İşte خَتَمَ اللّٰهُ عَلٰى قُلُوبِهِمْ de bu cümledendir ve burada herhangi bir cebir söz konusu değildir. Zaten إِنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا da bunu göstermektedir. Şöyle ki كَفَرُوا, mâzi bir fiildir. Bu ifadede “Onlar küfre girdiler.” denilmek suretiyle küfür, fâilin fiili olarak inkâr edenlere nispet edilmektedir. Her ne kadar Allah’ın küfre rızası olmasa da, onların kesblerinden ötürü haklarında o küfrü, kalblerini mühürleme şeklinde yaratan O’dur. Burada خَتَمَ fiili Allah’a isnat edilmekte ve خَتَمَ اللّٰهُ عَلٰى قُلُوبِهِمْ “Allah onların kalblerini mühürledi.” denilmektedir. Zira Cenab-ı Hak, herkesin okuyabileceği şekilde bütün âfâk ve enfüste Kendisini gösterdiği hâlde, hiçbir şey anlamayan veya anlamak istemeyen bu kimselerin kalblerini mühürlemiş, onlar da gidip küfre yuvarlanmışlardır.
Burada dolayısıyla bir hususu daha arz etmekte yarar var: خَتَمَ اللّٰهُ عَلٰى قُلُوبِهِمْ ifadesi, “Allah, her küfre girenin kalbini mühürlemiştir.” şeklinde anlaşılmamalıdır. Zira kalblerinin mühürlendiği haber verilen kimseler, küfürde ısrar eden kişilerdir. Dolayısıyla bu ifade, “Allah, küfürde ısrar eden kimselerin kalblerini mühürlemiştir.” şeklinde anlaşılmalıdır.
Üç çeşit küfür vardır: