Müfredat mânâsı (19. âyet)
Şimdi de isterseniz âyet-i kerime, müfredatıyla ne ifade ediyor, onu heceleyelim:
Konuya, أَوْ كَصَيِّبٍ denerek başlanıyor ve anlatılan hususların temel unsurları, parçaları bir araya getirilerek tek misalde birleştirilip böyle bir münafık grubun varlığı vurgulanıyor. Biz bunlara, takdiren “ashab-ı sayyib” diyelim.
كَصَيِّبٍ’e, “yağmur misali” yahut “yağmura tutulanların misali” şeklinde mânâ verebiliriz. صَيِّب kelimesi, صَابَ – يَصُوبُ fiilinden türemiş bir kelimedir. Türkçemizde kullandığımız “isabet” ve “musibet” kelimeleri de bu kökten gelir. Aslı صَوَبَ’dir. Bu fiilin mânâlarından biri, “gökten, üst taraftan inme, dökülme”dir. Sayyib kelimesi, bu kökten iştikak etmiş سَيِّد vezninde sıfat-ı müşebbehedir ki, yağmur mânâsına kullanıldığı gibi, yağmurun kaynağı bulut mânâsına da kullanılır. Yağmur mânâsına aldığımızda, kelimenin nekre olarak seçilmesinin ifade ettiği çokluk anlamıyla birlikte “yukarıdan aşağıya şakır şakır dökülen” mânâsına gelir. Biz böyle bir yağmuru anlatırken daha ziyade “Bardaktan boşalıyor gibi” tabirini kullanırız.
Ayrıca bu kelime bize, yakın, üst üste yığılmış kesif bulutlardan yağmurların gelmesi itibarıyla havanın keyfiyeti hakkında da şöyle-böyle fikir veriyor gibidir.
فِيهِ ظُلُمَاتٌ ifadesine gelince; bulutun kesâfetini, üst üste yığılmış hâlini, yağmurun onun içinden inmesini, keza onun yakın ufku kuşatmasını ve insan üzerinde bütün semayı kaplamış intibaını uyarmasını âyetteki kelimelerin tecâvüb ve tesânüdünden (kelimelerin bir anlam etrafında dayanışması) çıkarabiliriz.
Musibetin de aynı kökten geldiğini söylemiştik. صَيِّب sözcüğünün seçilmesinde, –onların kanaatlerine göre maruz kaldıkları– musibete de bir telmihin var olduğu söylenebilir. صَيِّب dendikten sonra, belli ki şakır şakır dökülen o su, yağmur mahiyetinde semadan dökülür; işte bunu vurgulamak için مِنَ السَّمَاءِ “semadan” denmiştir.