İçeriğe geç
25. Bölüm

Müfredat mânâsı (15. âyet)

Bir önceki âyetin izahında da geçtiği üzere, هَزِئَ fiilinden gelen istihza kelimesi, biriyle alay etme, birini hafife alma, maskaraya alma, onun izzet ve haysiyetini rencide etme... gibi mânâlara gelmektedir. Belki de onlar, istihza yaparken Müslümanların haysiyet ve izzetlerini rencide etmeyi düşünmemişlerdi. İhtimal onların asıl maksadı, bir taraftan içlerindeki küfrü gizlemek, diğer yandan da Müslümanlara gelen hayır ve bereketten istifade etmekti. Herhâlde, مُذَبْذَبِينَ بَيْنَ ذٰلِكَ (Nisâ sûresi, 4/143) âyetinin de ifade ettiği gibi onların temel felsefesi, ne tam kâfirlerden ne de mü’minlerden görünmeyerek hep beyne-beyne kalmak ve bu sayede her iki tarafın da nikmetinden kurtulup nimetlerinden istifade etmekti.

İstihza kelimesinin, doğrudan doğruya Cenab-ı Hakk’a isnadı doğru değildir. O’nun isimleri arasında “Müstehzî” diye bir ismi yoktur. Bu türden bir isimlendirme Kur’ân’ın bize öğrettiği Zât-ı Ulûhiyet mülâhazasına uygun düşmez ve edebe münafidir. Allah’ın, Kendi varlığına ayna yaptığı insanla alay etmesi kat’iyen düşünülemez. Aslında burada murad olan, onların istihzasına karşılık, bu fiilin lazımıdır. Binaenaleyh Allah kimseyi maskaraya almaz ve kimseyi istihkâr edecek bir ifade kullanmaz ama bunları yapanlara o cinsten karşılığını verir. Yani Cenab-ı Hak, onların bir orada bir burada görünmelerine karşılık onları, ikiyüzlülük rüsvaylığıyla rüsvay etmektedir ve edecektir.

315