Bunun gibi, tevekkülsüzlük ve teslimiyetsizlik, stresler ve anguazlarla kıvranan birisine “Boş yere mânâsız düşünmeyi bırak! Allah’a tevekkül kıl ve O’na teslim ol; ol da sıkılma!” denildiği hâlde gereksiz yere düşünmekten ve iç sıkıntılara girmekten dolayı belli rahatsızlıklara maruz kalan bir insana, bazen hiçbir müdahalenin faydası olmayabilir ve o insan kendi ölüm fermanına mühür basmış olur. Bu noktadan sonra o kimse, akıbetinden ne kadar endişe duyarsa duysun, ne kadar hâlinden şikayet ederse etsin, artık onun acı akıbeti mühürlenmiş olur ve bundan öte hiçbir müdahalenin de faydası olmaz. Onun bu durumunu, o âna kadar olan kalbî ve ruhî boşlukları hazırlamıştır, dolayısıyla da kimseden şikâyet etmeye hakkı yoktur.
Yukarıda zikredilen misallerde de görüldüğü gibi, Cenab-ı Hakk’ın kâinatta câri âdetullah dediğimiz bir kısım kanunları vardır ve hepsinin simasında da şartlı bir cebrin mevcudiyeti söz konusudur. İnsanlar, bu cebrî kanunlara karşı takınmaları gereken tavrı takınmadıklarından ve esbabı görmezlikten geldiklerinden dolayı bu kanunlar tarafından mahkûm edilmekte ve yanlışlarının, suistimallerinin muhteva ve derecesine göre de kendilerine değişik mühürlerin vurulmasına sebebiyet vermektedirler. Mesela, yüksek bir yerden düşen birinin sakatlanması, yüzme bilmeyen birinin denizde boğulması, atmosferin üst tabakalarına çıkan kimsenin havasızlıktan ölmesi gibi cârî olan cebrî kanunlar izzet ve azametin perdeleridirler ve mutlaka onlara riayet edilmesi gerekmektedir. Her insanın mutlaka bu kanunlara riayet etmesi, riayet etmediği takdirde de hiç olmazsa meydana gelecek neticelere itiraz etmemesi gerekir. Zira bu duruma kendisi sebep olmuştur.