İçeriğe geç
46. Bölüm

Seçilen kelimelerdeki dil incelikleri (25. âyet)

وَبَشِّر’deki و; atfedilen şeyler arasındaki münasebete binaen aynı zamanda bir inzara da işaret etmektedir. Zira bu şeyler mütekabildirler ve zıt, zıddı üzerine atfedilmiştir. Biz Kur’ân’da çok defa bunu görürürüz. Böyle zıddın zıdda atfı, peşi peşine gelmesi, yan yana izah edilmesi, bir mânâda Kur’ân ifadesi ile “mesânî” cümlesindendir.[1] Şöyle ki, önce mü’min anlatılır sonra kâfir.. veyahut önce kâfir sonra da mü’min; önce süedâ sonra eşkiyâ; önce süedânın sa’yine terettüp eden niam-i ilâhiye daha sonra eşkiyanın şekavetine terettüp eden azab-ı elim... Buna, daha önce geçtiği üzere tekâbül veya mukabele sanatı da deriz. Binaenaleyh Kur’ân’ın tebşiri inzarla, tergibi terhible, recâyı havfla beraber ele almasından hareketle, وَبَشِّر ifadesindeki tebşir emrinin başında bulunan atıf vâvı, nazarlarımızı, mâkablindeki inzara çevirir.

بَشِّر kelimesi “müjdele” demektir. Ekstradan ve sürpriz olarak mânâsını hatırlatan müjdeleme ifadesi, İşârâtü’l-İ’câz’da da ifade edildiği gibi[2] esasen Cennet’in fazl-ı ilâhî olduğunu göstermektedir.. evet, Cehennem adl-i rabbânî, Cennet ise fazl-ı ilâhidir. Günahları ve kötülükleri, insanın nefsi ister ve o Cehennem’e müstahak olur. Cennet’i isteyen ise esbabıyla ister ki, onun vücudu, bütün esbabının vücuduna vâbeste ve mütevakkıftır. İnsan, ameliyle Cennet’i elde edemez; onu dileyen ve hazırlayan ihsan-ı ilâhî ve rahmet-i rabbâniyedir. Sözün özü, Cennet tamamen Rabbânî bir lütuftur.

536