Müfredat mânâsı (17. âyet)
اَلَّذِي : مَثَلُهُمْ كَمَثَلِ الَّذِي اسْتَوْقَدَ نَارًا ism-i mevsûl. Eskiler bize bunu, “şol şey ki, öyle bir şey ki, şu ki...” gibi mânâlarla tercüme ederlerdi.
اِسْتَوْقَدَ kelimesi istif’âl babından olup وَقَدَ – يَقِدُ kökünden gelir. Tutuşturdu, yaktı demektir. فَاتَّقُوا النَّارَ الَّتِي وَقُودُهَا النَّاسُ وَالْحِجَارَةُ “Öyle bir ateşten korkun ki onun yakıtı insanlar ve taşlardır.” (Bakara sûresi, 2/24) âyet-i kerimesinde geçen وَقُود kelimesi de yakıt demektir. Mevzumuz olan âyetteki اسْتَوْقَدَ نَارًا“ateşi tutuşturdu, cayır cayır yanar hâle getirdi” demektir.
نَارًا kelimesi, bilindiği gibi, ateş demektir. Nar ile nur aynı kökten gelir. Bazı kelimeler temeyyüz ederek nuraniyetleri itibarıyla üste çıkmış, inâre, tenvir gibi aydınlatma mânâlarını almışlar, bazı kelimeler de denâetleri, ağırlıkları, kesafetleri itibarıyla âdeta aşağıya düşmüş, onlar da ihrak edici, yakıcı mânâ kesbetmişlerdir. Zaten genel mahiyeti itibarıyla ateşin iki hususiyeti vardır: Biri itibarıyla yakar, ısıtır, pişirir; diğeri itibarıyla da aydınlatır, tenvir eder, göze medet verir. Binaenaleyh biz, ateşin bir tarafına onun bir hususiyetini, diğer tarafına da diğer özelliğini koyuyoruz ki, belâgat nükteleri anlatılırken böyle bir kelimenin seçilmesindeki incelik de ancak bu sayede anlaşılabilecektir.
فَلَمَّا ibaresi, iki kelimeden, ف ve لَمَّا’dan müteşekkildir. لَمَّا mâzi fiilin başına geldiğinde حِينَ mânâsına gelir, فise takip, tertip ifade eder.
أَضَاءَتْ kelimesi hem lazım (geçişsiz) hem de müteaddî (geçişli) olarak kullanılır. Müteaddî mânâsına olduğu takdirde أَنَارَ “aydınlattı” anlamına gelir ki burada da öyle kullanılmıştır.
حَوْلَ kelimesi, bir başka kelimeye izafe edildiğinde, “çevresi, etrafı” mânâsına gelir.