İçeriğe geç
13. Bölüm

Müfredat mânâsı (9. âyet)

Münafıklarla alâkalı ikinci âyette ise şöyle buyrulmaktadır:

يُخَادِعُونَ اللّٰهَ وَالَّذِينَ اٰمَنُوا وَمَا يَخْدَعُونَ إِلَّا أَنْفُسَهُمْ وَمَا يَشْعُرُونَ“Onlar, akılları sıra Allah’ı ve iman edenleri aldatmayı kurarlar. Aslında kendilerinden başkasını aldatamazlar ama bunun farkında değillerdir.”

Şöyle ki, onlar takıyye ve hud’a (aldatma, hile) yapmak suretiyle Allah’a ve mü’minlere karşı muhâdaa (aldatmaya çalışma) suretiyle harp ilan etmeye kalkışıyorlar. Hâlbuki onlar sadece nefislerine hud’a yapıyor ve böylelikle kendi kendilerini aldatmış, nefislerine zarar vermiş oluyorlar da bunu, ilk anlayış ve kavrayış merhalesi sayılan şuurlarıyla dahi sezemiyorlar.

يُخَادِعُونَ kelimesi خَدَعَ sülâsi fiilinin müfâale babından muzârisidir. Bu bab bazen tek taraflı kullanılsa da çoğunlukla iki taraf arasında müşâreket içindir, yani karşılıklı yapılan işler için kullanılır. Her ne kadar ilk bakışta insanın aklına “İnsan nasıl Allah’ı –hâşâ– aldatmaya kalkışabilir?” şeklinde bir soru gelse de, durum tetkik edilince meselenin mahiyeti anlaşılır. Şöyle ki, Allah’a karşı yapılan bu muhâdaa, doğrudan doğruya kendi inançlarının, kalbî yapılarının gereği ve tesirinde kaldıkları hâlet-i ruhiyenin sonucudur ve Zât-ı Ulûhiyet’e karşı kat’iyen söz konusu değildir. Evet onlar, bununla sadece kendi duygu ve düşüncelerini ifade etmiş olurlar. Yani güneşi balçıkla sıvadıklarını zannederler.

230