İçeriğe geç

Genellikle tefsirler, kalbin mühürlenmesi mevzuunu daha ziyade kader açısından ele almış, Mutezile ile Cebriye’nin bu konudaki tartışmaları yanında Ehl-i Sünnet’in ifrat ve tefritten uzak, sağlam ve müstakim düsturlarını ortaya koymaya çalışmışlardır. İsterseniz şimdi konuyu biraz daha müşahhaslaştırmaya çalışalım:

Şöyle ki; ülkemizde, bazı şehirlerde bazı bölgeler itibarıyla zaman zaman insan sağlığını tehdit edecek derecede hava kirlenmeleri olmaktadır. Bu şehirlerden biri de başkent Ankara’dır. Ankara kurulurken bu şehrin herhâlde 50-60 sene sonra nüfus, sanayi ve daha değişik yanlarıyla nasıl bir hâl alacağı hesap edilmemişti. Oysaki şu kâinat, milyonlar ve trilyonlar sene öteleri gören, bilen, kuracağı cihanları ona göre kuran ve bütün zaman ve mekânı ihata eden o muhit ilmin sahibi Cenab-ı Hak tarafından yaratılmıştır ve hâlâ ahenk içinde varlığını devam ettirmektedir. Allah (celle celâluhu), kâinatta tecelli eden Kuddûs ismiyle; havadaki alışverişi, denizlerin araya girmesiyle meydana gelen tasfiye/temizleme kanunu gibi ilâhî kanunları öyle ayarlamıştır ki, kâinatta en küçük bir kirlenmeye ve düzensizliğe meydan vermemiştir. Ayrıca Allah (celle celâluhu), rahmaniyet ve rahimiyeti ile insanoğluna bahşettiği irade vasıtasıyla, ona kâinatta câri kanunlarına müdahale hakkını vermiş ve onu Kendine halife yapmıştır. Ne var ki insan, kâinata Hakk’ın vaz’ ettiği prensiplere göre değil de kendine göre, sorumsuzca müdahalede bulunmuş, tabiî düzeni bozmuş ve her yönüyle yerküreyi çöplüğe çevirmiştir.

194