Yine Allah (celle celâluhu) “Biz âdemoğullarını tekrim ettik.”106 buyuruyor. Kadın-erkek, beyaz-siyah herkes Allah’ın bu kasemi altında öyle muallâ bir pâyeye sahiptir ki, artık bunun ötesinde insanlar tarafından verilecek bütün pâyeler buna nispeten çok düşük ve çok sönük kalır.
Cenâb-ı Hakk’ın insana verdiği değer, yüce bir kubbe gibiyse, insanların birbirine verdikleri pâyeler bu kubbenin yanında derin bir çukur gibidir. Hatta bundan da düşüktür.
n. Eşitlikte ‘Mevâlî’ Buudu
İslâm literatüründe ‘mevâlî’ diye bir tabir vardır. Bunlar sonradan hürriyetlerini elde eden insanlardır. Bunlar arasında her zaman saygıyla andığımız ve kıyamete kadar da anacak olduğumuz dehâ çapında nice büyükler mevcuttur.
Allah Resûlü’nün kendi öz torunlarından ayırt etmeyecek kadar sevdiği Üsame b. Zeyd (radıyallâhu anh) bizzat Allah Resûlü tarafından Bizans’a karşı hazırlanan ordunun başına kumandan olarak tayin edilmişti. Oysa, asker arasında Hz. Ebû Bekir ve Hz. Ömer gibi ileri gelen tecrübeli sahabiler de bulunuyordu. Üsame ise ancak 18 yaşlarında mevâlîden bir insandı. Babası Zeyd b. Hârise de Mute’de orduya kumanda etmiş ve orada şehit düşmüştü.107
İmam Malik gibi birisini yetiştiren Nâfi de mevâlîdendi. Abdullah b. Ömer’in çok sevdiği cariyesi Mercâne, “En çok sevdiklerinizi Allah yolunda infak etmedikçe hakikî takvaya ulaşamazsınız.”108 mânâsına gelen âyetin tesiri ve heyecanlandırmasıyla sahibi tarafından hürriyete kavuşturulmuştu. Hâlbuki, efendisi Abdullah b. Ömer onu çok seviyordu. Ancak takvaya erme arzusuyla o, Mercâne’yi Allah için hürriyete kavuşturuyordu.
Dipnotlar
- 106 İsrâ sûresi, 17/70.
- 107 İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-ğâbe 1/79-81, 2/129-132.
- 108 Âl-i İmrân sûresi, 3/92.