I. Emek Ve Sermaye
1. Emek-Sermaye Bütünlüğü
Emek ve sermaye ilişkisi günümüzde aktüel bir mevzudur. Zira o, dün olduğu gibi bugün de tabakât-ı beşer çapındaki büyük kavganın temelinde yatan en güçlü dinamiktir. Bir farkla ki, önceleri kavga eden tarafları uzlaştırma her zaman mümkün idi. Günümüzde ise, firavunlaşan enaniyetler sürekli kavgayı körükleyerek tarafları hep gerilime sevk etmektedir. Bugüne kadar işin bazen bir kutbunda Ricardo, öbür tarafında Simith yer almış, bazen de bir tarafta Marshall öbür tarafta da Marks bulunmuş ve cadılar gibi beşer çapındaki bu anlamsız kavgayı hep devam ettirmişlerdir.
Aslında, kavgaya konu teşkil eden mesele gayet basitti: “Sermaye mi asıldır, yoksa emek mi?” İşte bütün söyledikleri bu basit sorunun etrafında örgüleniyordu. Ne var ki, işin başında bir fasit daireye girilmiş ve ondan bir türlü çıkılamıyordu.
Hâlbuki İslâm, bu meseleyi daha baştan halletmiştir. Zira Allah (celle celâluhu), “İnsan için ancak çalıştığı vardır. Onun çalışmasının semeresi şüphesiz görülecektir.”1 buyurmaktadır.
Öyle ki, Kur’ân-ı Mucizü’l-Beyan’ın bu ifadesine atf-ı nazar edince, sermayenin altında emeğin bulunduğu da görülecektir. Bu noktadan hareketle diyebiliriz ki, yine esas olan, emektir; sermaye ise, ona tâbidir. İşte böyle bir yaklaşımda sermayeyi tam nefyetme olmadığı gibi, emeği putlaştırıp mihrap hâline getirme de söz konusu değildir.
Oysaki öteki sistemler, mesela biri, sermayeyi esas kabul ederek onu her şey saymış ve “Sermaye olmadan hiçbir şey yapılamaz.” görüşünü savunmuştur ki, bu düşünce etrafında, başta kapitalizm olmak üzere ona yakın çizgide pek çok sistem oluşmuştur.
Dipnotlar
- 1 Necm sûresi, 53/39-40.