“Ey Kitap Ehli! Ancak Allah’a kulluk etmek, O’na hiçbir şeyi eş koşmamak, Allah’ı bırakıp birbirimizi Rab olarak benimsememek üzere, bizimle sizin aranızda müşterek bir söze gelin. Eğer onlar her şeye rağmen yüz çevirirlerse, ‘Bizim Müslüman olduğumuza şahit olun!’ deyin.”16
Ey Ehl-i Kitap! Ey Ehl-i Mektep! Ey okuyanlar! Ve ey âyât-ı tekvîniye ve şeriat-ı fıtriyenin ruhuna nüfuz etmeye çalışanlar! Her emir ve her fennin ilan ettiği hakikatleri görüp bilenler, Hakikatler Hakikati’ne açık duranlar, gelin, siz ve biz, aramızda müşterek bir kelime etrafında toplanalım; toplanalım ve arkamızdaki yığınları saptırmayalım, onları inhirafa zorlamayalım; efkâra teşettüt (dağınıklık) vermeyelim, o zavallıların düşünce dünyalarını bulandırmayalım.
Nedir o tek kelime ki, Hz. Âdem’den asrımıza kadar bütün insanlar onu fasl-ı müşterek sayıp, etrafında toplanmaktadırlar? Evet, o tek kelime, tevhiddir ve Ehl-i Kitap, Ehl-i Mektep de böyle bir tevhide davet edilmektedir.
“Yalnız Allah’a kulluk edelim ve bazımız bazımızı Rab edinmeyelim.”17
Allah tektir; O’nun eşi-menendi, zıddı ve niddi yoktur. Allah bir olur, başka olamaz. Bütün kevn ü mekânlar da O’nun tasarrufundadır.
Peygamber dahi olsa bir başkası, Mâbud-u Mutlak’ın gönüllerdeki yerini işgal edemez ve etmemeli… Onun içindir ki, Hz. Mesih’e, Hz. Üzeyir’e ‘Allah’ veya ‘Allah’ın oğlu’ denilemez. Nasıl onlara denilemezse, Efendiler Efendisi Hz. Muhammed’e de (sallallâhu aleyhi ve sellem) denilemez. O, Allah’ın en eşref mahlukudur ve en önemli unvanı da kulluktur.
İnsanları bir çizgide birleştirecek en büyük fasl-ı müşterek, işte bu tevhid şuurudur. Tevhid anlayış ve şuuru, üzerinde ittifak edilecek en sağlam zemindir.
Dipnotlar
- 16 Âl-i İmrân sûresi, 3/64.
- 17 Âl-i İmrân sûresi, 3/64.