İçeriğe geç

Hz. Âişe, peygamber hanımı olmasıyla gururlanamazdı. Zira bizzat kendisi, Allah Resûlü’ne, “Ahirette ehlini hatırlar mısın?” diye sormuş ve O’ndan, “Yâ Âişe! Üç yer var ki, oralarda hiç kimseyi hatırlayamam: Amellerin tartıldığı anda, sıratın başında ve kitabın verildiği anda.” cevabını almıştı.68

Ayrıca Kur’ân-ı Kerim de, fert olarak hiç kimseye ayrıcalık tanımamış ve “Hepiniz muhakkak Cehennem’e uğrayacaksınız!”69 buyurmuştur.

Hz. Âişe, bu âyeti hatırladıkça gözyaşı dökmüş ve ağlamıştır. Hâlbuki o, daha gözlerini hayata açar açmaz erkek olarak karşısında İki Cihan Serveri’ni bulmuştu. Bakışı asla ağyâra kaymamıştı. Allah Resûlü’nün hanesine geldiğinde çocuklarla oyuncak oynayacak kadar saf ve duru bir gönüle sahipti. Eğer peygamberlerden başkasına günahsızlık izafesi uygun olsaydı, Hz. Âişe bu ufkun biricik kahramanı olurdu.

Aynı zamanda o, bir ilim âbidesiydi. Bilhassa kadınlarla ilgili dinî meseleler, büyük ekseriyetle hep onun tarafından rivayet edilmiştir. Onun kapısı her zaman ilim âşıklarına açık olmuştur. Bununla beraber Hz. Âişe, gerek Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) devrinde gerekse daha sonra hep duru ve sade bir hayat yaşamış ve kendisini İslâmî prensiplere göre şekillendirmiştir.

Allah Resûlü’nün hanımı ve Hz. Ebû Bekir gibi bir zatın kızı olmak ve belli ilmî bir kariyere sahip bulunmak onu asla değiştirmemiştir. Allah Resûlü ve babası Hz. Ebû Bekir gibi o da insanlardan bir insan olmayı ve öyle yaşayıp, öyle kalmayı bilmiştir. Eğer denecekse, işte buna eşitlik denebilir.

k. İslâm’ın Müsavat Âbidesi: Hz. Ömer

100