F. İnsanın Değeri
İnsan, her felsefî ve ilmî görüşün temel mevzuudur. O hesaba katılmadan ne bir felsefe yapmak ne de ilmî olmak mümkündür. Fiziğiyle, metafiziğiyle her şeye konu olan insandır.
Vücudunun biçimi ve fonksiyonlarının mükemmel ayarlanmasıyla, inanılmayacak ölçüde ideal bir yapıya sahip olan insanın, uzuvlarından hangi parçasını tahlil edersek edelim, karşısında hayranlık duymamak mümkün değildir.
Ya iç âlemindeki derinlik ve devamlı buudlaşma istidadı… Kompleks bir beyin ve maddî ölçüler içinde sisli bir mahiyet arz eden ruh… Sonra bu iki sırlı varlığın tam bir âhenk içerisindeki münasebeti… Bunların her birerleri, o muhteşem âbidenin sadece taç tabakasından, billûrlaşan bir-iki parıltıdır.
Burada, ne şu muhteşem zâhire ne de bu menşurla az buçuk sezebildiğimiz bâtına temas edeceğiz. Belki üzerinde duracağımız husus, bu derece mükemmel olan bir varlığın aynı hassasiyetle ancak İslâm tarafından korunduğudur. Kur’ân-ı Kerim: “Kim bir kimseyi, kısas veya fesadına mukabil olmanın dışında öldürürse, bütün insanları öldürmüş gibidir.”1 diyerek, İslâm’da insana verilen değeri ortaya koyar. Evet, bir insanı haksız yere öldürmek, bütün insanları öldürmek gibidir.
İslâm’da kısas da yine aynı hassasiyetin bir başka tezahürüdür. Zira, bir insanı öldürene verilecek en âdil ceza, o insanın öldürülmesidir ki, böylece, hayat muhafaza altına alınmış olacaktır.
Çünkü kâtil, bu fiiliyle aynı zamanda kendi hayatını da sona erdireceğini düşünecek ve büyük ihtimalle yapmak istediğinden vazgeçecektir. Böylece, muhtemel bir cinayette iki can birden korunmuş olacaktır. İşte Kur’ân, “Kısasta sizin için hayat vardır.”2 düsturuyla, bu ve benzeri hakikatlere işaret etmektedir. Bir caniye merhamet edip acımak ve onu öldürmemek, aslında bütün masumların hukukuna tecavüze kapı aralamak demektir.
Dipnotlar
- 1 Mâide sûresi, 5/32.
- 2 Bakara sûresi, 2/179.