Bizim bir kısım safdil aydınlarımız ve yarım okumuş zavallı düşünürlerimiz ise, her şey Batıdan geliyor zannederek, ellerindeki bütün cevherleri atmak suretiyle Batının bir kısım eracifine, temelsiz düşüncelerine talip oldular. Hâlbuki onların ve bütün insanlığın aradığını, İslâm tam 15 asır evvel gerçekleştirmişti.
Aynı zamanda İslâm’ın getirdiği, mutlak bir müsavattı. Evet, başka sistemlerin akıl ve hayallerine gelmeyen kadın-erkek arasındaki müsavatı da, en ideal ölçüleriyle, yine İslâm getirip yerleştirmiştir. Meseleye bir de bu yönden bakılacak olursa, İslâm’ın müsavat prensibindeki derinlik daha iyi anlaşılıp idrak edilecektir.
Kur’ân, Hz. Âdem’in yanında Hz. Havva’ya da yer vermiş; âdeta her ikisini bir elmanın iki parçası olarak kabul etmişti.
“Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan, ondan da eşini var eden ve ikisinden pek çok erkek ve kadın meydana getiren Rabbiniz’e hürmetsizlikten sakının!”96 âyeti dahi bu ifademizi ispata yeterlidir.
Hâlbuki Kur’ân’da bu mânâyı ifade eden daha nice âyetler var…
Kur’ân bunu 15 asır evvel anlatıyordu. Ama, binlerce sene evvel gelen ilâhî mesaj da bundan farklı değildi. Hz. İbrahim ve Hz. Nuh’a gelen vahiy de bu hakikati anlatıyordu. Kadın, erkeğin bir parçasıdır ve ondan ayrı düşünülemez. Ne var ki, biz bu hakikati de Kur’ân’dan öğrendik ve kadının nasıl muallâ bir mevkie yükseltildiğini Kur’ân’la müşâhede ettik.
ma. Cennet, Anaların Ayakları Altındadır97
Fransız İhtilali’nden sonra Bastil serserilerinin ortaya atıp münakaşasını yaptıkları mevzulardan biri de kadın haklarıdır. O devirde kadının ruhunun olup olmadığı, insan mı yoksa şeytan mı olduğunun tartışması yapılıyordu. Yirminci asırda da konuşulanlar aynı şeyler…
Dipnotlar
- 96 Nisâ sûresi, 4/1.
- 97 el-Kudâî, Müsnedü’ş-Şihâb 1/102. Aynı manadaki hadis için bkz.: Nesâî, cihâd 6; İbn Mâce, cihâd 12.