İçeriğe geç

Görülüyor ki, kadınlık O’nun nurlu beyanlarıyla kendi şeref ve haysiyetini garanti altına almış; o güne kadar ayaklar altında çiğnenen, hor ve hakir bir varlık olarak görülen o, dünya ve ukbâ saltanatını elde etmiştir.

Allah (celle celâluhu) mucizbeyan fermanında kadın erkek tefrik etmeden, “Kasem olsun ki, insanı ahsen-i takvîme mazhar yarattık.”104 demektedir.. evet, insan, kadını ve erkeğiyle kâinatın bir fihristi olarak yaratılmıştır.

Sizin için seyahat imkânı olsa, makro âlem olarak bütün bir fezayı gezip nebülöz ve yıldızları temâşâ etseniz, sonra dönüp mikro âlemde seyahatte bulunup partiküller âlemine sızarak, elektronlarla beraber çekirdeğin etrafında dönseniz, gördüğünüz/göreceğiniz âlemlerde insan gibisine şahit olamayacaksınız.

Zira, Allah (celle celâluhu) bütün kevn u mekânları bir kitap gibi insanda dürmüş ve fihristeleştirmiştir. Evet, âlemler onda pinhân (gizli), cihanlar onda matvîdir (dürülmüştür). O, kendini küçük bir varlık zanneder. Hâlbuki bilse, onda bütün âlemler gizlidir.

Bu hakikati en güzel şekilde Hz. Ali (radıyallâhu anh) şu sözleriyle ifade eder: “Sen kendini küçük bir cirim zannediyorsun. Hâlbuki bütün kevn ü mekân, bütün âlemler sende matvîdir.”

Aslında insan, kâinatın bir fihristidir. Ona, doğru bakabilen biri, onda kâinatı okuyabilir. Buna mukabil, topyekün kâinatı gezen birisi, ondaki meknî ve matvî (gizlenmiş ve dürülmüş) mânâları göremeyecek ve insandaki esrar ve hakikate tam muttalî olamayacaktır.

İşte Allah (celle celâluhu) buna yemin ediyor ve “İnsanı ahsen-i takvîme mazhar olarak yarattık.”105 diyor. İnsan, topyekün kâinatın bir takvimidir. Kâinatta cereyan eden her hâdise günü, saati, dakikası ve âşiresi ile insanda işaretlenmiştir.

117