İçeriğe geç

Bu konuda, itizalî düşünceye meyilli Abbasi idaresinin işkencesine maruz kalan âlimlerden biri de İbn Maîn’di. O, değişik bir mülâhaza ile “Kur’ân mahluktur.” dedi ve bu mihnetten sıyrıldı. Ahmed İbn Hanbel, bunu duyunca üzüldü ve İbn Maîn’in kendisine yazık ettiğini, çünkü, böyle davranmakla önemli bir fitne kapısını araladığını, bu yanlışın bir imamın referansıyla kendine mevzi bulup yayılabileceği endişesiyle sarsıldı. Ona göre, bu uğurda gerekirse can da verilebilirdi ve verilmeliydi…

O dönemde bu türden çarpık anlayışlar, daha çok, felsefeyle uğraşan Mutezile taraftarlarınca İslâm dünyasına sokuldu. Hatta Fars Şiîliğinin usûl-ü hamse’si (beş esası) de, aynı şekilde yine Mutezile’ye dayanır. Evet, usûl-ü hamse ve Kadı Abdülcebbar’ın metin ve şerhine bakıldığında üzülerek hep aynı şeyleri görürüz. Bu tür kitapların gerçek yazarlarının kim olduğu çok da önemli değildir; önemli olan bunların hepsinin kaynağının felsefe ve din şeklindeki bir kısım düşünce sistemlerinin olduğudur. Minhacü’s-Sünne’de İbn Teymiye’nin ifade ettiği gibi, İslâmiyet’teki bu çarpık düşüncelerin arkasında Grek felsefesi ve muharref dinler vardır.

4. Mutezile’nin Hadis Hakkında Ortaya Attığı Şüpheler ve Ümmetin Cevabı

Peki, Mutezile ne yaptı? Mutezile, öncelikle, hadis hakkında şüpheler ortaya attı. Bu açıdan diyebiliriz ki, günümüzde hadisi reddedip: “Hadisler, ancak Hicrî üçüncü asırda toplanıp, yazıya geçirildi; dolayısıyla, her şey aslıyla muhafaza edilemedi.” diyenler, çok orijinal bir fikir ortaya atmış olmuyorlar. Belki onlar bu düşünceleriyle sadece Neo-Mutezile unvanını hak ediyorlar.

6