İmam Bûsîrî, buna farklı bir işarette bulunur: مُحَمَّدٌ بَشَرٌ وَلَيْسَ كَالْبَشَرِ“O (sallallâhu aleyhi ve sellem), beşer olmasına bir beşerdir ama her beşer gibi bir beşer değil.” der. Evet O da, tıpkı bizim gibi, bir anadan bir babadan doğmuştur ama, insanî değerlerle O’nun gerçek değerini bulmaya çalışırsanız, O’nun insanüstü olduğunu görürsünüz. Hz. Muhammed Mustafa (sallallâhu aleyhi ve sellem), bize ve bütün insanlığa şeref olsun diye insanın bittiği aynı ağacın bir dalı, daha doğrusu, bu dalın başında o ağacın en muhteşem meyvesi olarak bitip, önümüze rehber, muallim olmanın dışında bizim beşeriyetimizle başka bir münasebeti yoktur. O, cismaniyeti aşmış arzlı bir semavîdir.
Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) âdeta Nesimî’nin ifade ettiği gibi,
makamının bütün vâridâtını paylaşırken, Üstad’ın, “imkân-vücub arası” dediği o noktada –Kadı İyaz’ın Şifa-i Şerif’inde naklettiğine göre– ayaklarının boşlukta olduğunu hisseder. Ve orada tazarru ile, “Allahım, ayağımı nereye koyayım?” der. “Sağ ayağını sol ayağının üstüne.” buyrulur. Demek ki, Allah’ın (celle celâluhu) hususî inayet ve teveccühü ile o noktada, taşıyan da O’dur, taşınan da.
8. Vahye Mazhar
Bir de O Zât’ın (sallallâhu aleyhi ve sellem) vahiyle serfiraz kılınışı vardır ki, biz böyle bir mazhariyetin keyfiyetini idrakten âciz bulunuyoruz. Evet, eğer vahiy herkese müyesser olsaydı, dizini Allah Resûlü’nün dizine verip O’nunla aynı atmosferi paylaşan yanındaki kimseler de alırlardı. Oysaki O (sallallâhu aleyhi ve sellem) alıyor, öbürü kaldığı yerde kalıyordu. Yanındakiler sadece O’nun dikte ettiği şeyleri alıp yazabiliyorlardı. Demek ki O, herkesten farklıydı.