İçeriğe geç
25. Bölüm

Hi̇dayet, Takva, İffet Ve Gına

Soru: Allah Resûlü’nün sabah-akşam tekrar ettikleri duaları arasında geçen اَللّٰهُمَّ إِنِّي أَسْأَلُكَ الْهُدٰى وَالتُّقٰى وَالْعَفَافَ وَالْغِنٰى duasının mânâsını ve şerhini lütfeder misiniz?

Fem-i Güher-i Nebevî’den çok defa sâdır olan bu ve bunun gibi pek çok dua, kendisi için makamlar üstü makamlara ulaşma mevzuunda bir vesile, bizim için de bir irşad ve tenvirdir. Allah Resûlü’nün bu duasının mânâsı şöyledir: “Allahım, Senden hidayet, takva, iffet ve insanlara muhtaç olmayacak kadar zenginlik istiyorum.” Şimdi de bu kısa mealden sonra Efendimiz’in sabah-akşam Allah’tan (celle celâluhu) istediği bu dört önemli hususu kısaca izah etmeye çalışalım:

Hüdâ, doğruyu, dinin tarif ettiği istikamet yolunu, Allah’a açık olmayı temsil etme gibi mânâlara gelmektedir. Kur’ân-ı Kerim’deki, “Elif lâm mîm. İşte Kitap! Onda şüphe yoktur. O, müttakiler için bir hidayettir.”1 âyet-i kerimesindeki “hüden” kelimesi de bu mânâya gelmektedir. Ayrıca bu âyette “hüdâ” ile “takva” kelimeleri arasında da ciddî bir irtibatın olduğu görülmektedir. Nitekim âyet-i kerimede, Kur’ân’ın kendisinde herhangi bir şüphenin bulunmadığı ve bu durumu da ancak müttakilerin sezebileceği vurgulanmaktadır. Bu açıdan da ikinci kelimeyle birinci kelime arasında bir irtibat vardır. Fatiha sûresinde geçen اِهْدِنَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَقِيمَ“Bizi doğru yola hidayet eyle.”2 âyetiyle de işte bu hidayet istenilmektedir. Doğruyu bulmaya müsait olarak yaratılan insan, doğruyu bulma yollarına intisap edecek ve neticede de hep doğruluğun yamaçlarında dolaşacaktır. Daha sonra gelen âyetlerle de, “mağdûbîn ve dâllîn” kelimeleriyle, hidayete erdikten sonra “gazaba uğrayanların” ve “sapkınlar”ın gittiği yoldan kaçınılması vurgulanmaktadır.

1