Yahya b. Saidü’l-Kattan gibi, Buhârî gibi nice hadis dâhileri, Allah Resûlü’nün mesaj ve hidayetiyle alâkalı insanlığa sunduğu hadisleri bir iki tekrar ettiklerinde dudaklarını birbirine dokundurur ve “Vallahi, bunun içinde ilâhîlikten başka bir şey yok.” derlerdi. Bu dev insanlar bir yana, daha sonrakiler bile, hadis diye rivayet edilen, fakat hadis olmayan böyle bir sözle karşılaşınca, “Bu, Peygamber sözüne pek benzemiyor.” demiş ve farklı yöntemlerle bu dediklerini ispatlayabilmişlerdir.
Allah Resûlü’nün sözleri bellidir ve bunlar, hadis uzmanları tarafından, Kur’ân’dan sonra belli bir yere oturtulmuş; hem öyle bir yere oturtulmuştur ki, onun üzerinde beyan, olsa olsa ancak Kur’ân olur. Kur’ân’ın sinelerdeki yeri mahfuz, edipler, belâgatçiler, kendilerine onun altında bir yer peyleyebilmek için yarışıp durmuşlardır.
Umum bu mülâhazaları birden nazara alınca, ortaya şöyle bir tablo çıkmaktadır: Hadisle alâkalı bu iddia sahipleri, ezbere konuşmaktadır. Hemen hiçbiri ilgili temel kaynakları tanımamaktadır. Ve bu eserlerde hangi kriterlerin kullanıldığını, hadislerin ne türlü imbiklerden geçirilerek bir araya getirilip insanlığın istifadesine sunulduğunu, ister metin, ister senet açısından her şeyin nasıl inceden ince bir teste tâbi tutulduğunu kat’iyen bilmemektedir.