Efendi̇mi̇z Ve Sünneti̇ni̇ Anlamada Müstaki̇m Düşünce
Her şeyden önce şunu ifade edeyim ki, bu mevzu, böyle dar bir sohbetin kalıpları içinde ilmî olarak izah edilebilecek bir mevzu değildir. Bir sempozyum veya geniş bir konferans konusu olabilecek bu ölçüde önemli bir mevzu hakkında ben şimdilik sadece, bazı ana başlıklara işaret etmekle yetineceğim:
1. Ulûhiyet Hakkındaki Çarpık Anlayışlar
Öteden beri en sapık, en çarpığından orta ölçekte eğri-büğrü olanına, ondan da doğruya en yakın bulunanına kadar, değişik düşünceler ortaya atılmış ve bu düşüncelerin sahipleri, ortamın el verdiği ölçüde düşüncelerini allayıp-pullayıp neşretmişlerdir. Hatta, Allah (celle celâluhu) hakkında bile dünya kadar uygunsuz düşünce ileriye sürülmüş ve ulûhiyet hakikati eğri-büğrü çerçeveler içinde mütalâa edilerek sürekli zihinler bulandırılmak istenmiştir.
O kadar ki bu felsefî düşünceler, asılları itibarıyla vahye dayalı kitapların içine bile girebilmiştir. Meselâ, Ahd-i Atik’de Allah (celle celâluhu), bir insan suretinde Hz. İbrahim’le konuşur, yerinde onunla cedelleşir; Hz. İshak’la bir dağda, insan gibi görüşür, “Ben, İshak’ın, yani İsrailin Rabbiyim.” der. Yine Allah, Hz. Yakup’la güreş tutar ve bu güreşte Yakup –hâşâ– Allah’ı yener.
Yine aynı kaynakta: “Sizin ilâhınız Yahova Rab çok hırslıdır, çok kaprislidir…” –hâşâ ve kellâ– ifadesi çok tekerrür eder. Aslında bu tür duyguların, beşerî olduğu açıktır. Bunlar bizde olabilir, Allah (celle celâluhu) ise, Kendisini bazı şeylere zorlayabilecek bu türlü zaaflardan münezzeh ve müberradır.