İçeriğe geç

Bize terbiyeli olmak düşer. Ben, O’na, “Yâ Resûlallah” demeyi bile yeterli bulmuyorum. Zira bu hitap O’na, Allah’ın hitabıdır. O’nu anlayan İmam Rabbânî gibi zatlar, her defasında değişik bir tazim tabiriyle O’nu belli bir saygı ile anar ve O’nun hakkında herkesi saygılı olmaya çağırırlar. İşte cevahir kadrini bilen bir cevherfürûşun O’nunla alâkalı bazı ifadeleri: “Hak şöyle dedi; Hakikat ise diyor ki; Hatem-i Divan-ı Nübüvvet Olan O Zât; O Şeref-i Nev’-i İnsan ve Ferid-i Kevn ü Zaman şöyle buyuruyorlar”…

Evet, cevahir kadrini cevherfürûşân olan bilir. Sarraf, altını eline aldığı zaman hemen onun kaç ayar olduğunu anlar. Aynen onun gibi, Allah Resûlü’nü anlamak için de, O’nu, Hz. Ebû Bekir’den başlayıp, Bediüzzaman’a kadar uzanan altın veya zebercet bir silsile içinde yer almış büyüklerden sormak icap eder. İhtimal onlar, size O büyük Zât”ı, مَا عَرَفْنَاكَ حَقَّ مَعْرِفَتِكَ“Seni hakkıyla bilemedik.” sözüyle anlatacak ve bu konudaki acziyetlerini ortaya koyacaklardır.

7. O’nun Temsili Tebliğinin Önündedir

Evet, O (sallallâhu aleyhi ve sellem), sadece mesaj getirip sunan bir insan değildir. Haktan mesaj alıp sunma, O’nun tebliğ yanıdır. Tebliğ yanından başka O’nun bir de temsil yanı vardır ki, O bu yanı itibarıyla, söylediği ve insanlara “Yapın!” dediği hakikatleri herkesten fazla yerine getirmiş, yaşamış bir insan olarak, tebliğ insanı olmanın birkaç adım daha önünde bulunur. Allah (celle celâluhu), eğer O’ndan daha muktedir, O’nun yaptığını yapmaya daha lâyık, O’ndan daha mükemmel bir fıtratta ve bu yüksek fıtratın vazifesini icra ederken sergilediği performanstan daha öte bir performans gösterecek bir başkası olsaydı, O’nun yerine onu seçer ve onu vazifelendirirdi…

13