Bûsîrî, O’nun kadr ü kıymetini şu beyitlerle ne hoş dile getirir:
Yani O öyle bir fazilet güneşidir ki, O’nun diğer peygamberlere karşı üstünlüğü, güneşin, onun etrafında dönen peyklere karşı üstünlüğü gibidir. Peykler, yıldızlar, güneşin olmadığı yerde kendilerini gösterirler. Güneş açığa çıkınca da, hepsi karanlığın bağrına gömülür ve saklanırlar.
O, sultan-ı enbiyâdır, yani enbiyânın bile sultanıdır. Hatta –tenkidi yapılabilir– Necip Fazıl’ın ifadesiyle O, peygamberlerin bile peygamberidir. Geçenlerde “mahbûbiyet” mevzuunu arz ederken, “Hz. İbrahim (aleyhisselâm), dış bir çember; Hz. Musa (aleyhisselâm), o çemberin içidir.” demiştim; fakat o çembere taç olan, ayın etrafındaki hâleyi meydana getiren gerçek ışık kaynağı gibi, o ışığı temel kaynağından alıp aksettiren Kamer-i Münîr Hz. Muhammed Mustafa’dır (sallallâhu aleyhi ve sellem).
O, yapacağı vazifede, vazifelerin en büyüğü ve en kudsîsine en liyakatli bir insan olması itibarıyla peygamberlik ışığını almıştır. Daha sonra öyle bir peygamberlik sergilemiştir ki –buna temsil diyoruz– bu kulluğu O’nu قَابَ قَوْسَيْنِ أَوْ أَدْنٰى4 sırrıyla serfiraz kılmıştır. Tefsircilerin bu makamı ifade ederken çok farklı isimler kullanmalarına karşılık, Üstad’ın, hiçbir tefsirde görmediğim güzel bir yaklaşımı vardır. O, bu makamı, “imkân-vücub arası bir nokta” tabiriyle ifade eder.
Dipnotlar
- 3 “İnsanlığın İftihar Tablosu, bir fazilet güneşi, onlar da yıldızlar gibidirler ki, insanlara ışıklarını ancak her yanın karanlığa gömüldüğü durumlarda izhar ederler.”
- 4 Necm sûresi, 53/9.