Kulluk Hayatımızda Zâhi̇r-bâtın Münasebeti̇
Esmâ-i Hüsnâ, Allah’ın güzel isimleri demektir. Kur’ân-ı Kerim’de, “En güzel isimler Allah’ındır.”1 buyrulmaktadır. Her bir ismin ifade ettiği kendine has mânâlar vardır. Cenâb-ı Hakk’ın bu yüce isimlerinden dört tanesi ayrı bir hususiyet arz eder ki, Üstad Hazretleri de değişik risalelerde farklı zaviyelerden o isimlere temas etmektedir. Bunlar هُوَ الْأَوَّلُ وَالْأٰخِرُ وَالظَّاهِرُ وَالْبَاطِنُ beyanıyla ifade edilen Allah’ın dört ismidir. Hatta Bediüzzaman, Mesnevî-i Nuriye’de Arş-ı Rahmân, bu dört ismin halitasından ibarettir, der.
Bu dört isimden Zâhir ve Bâtın bizim inanç ve ibadet dünyamız adına daha fazla önem arz ederler. Biz de burada kısaca bu iki ismin üzerinde duracağız.
اَلظَّاهِرُ , varlığı mahlukatın varlığından daha açık; her nesne kendini kendi cirmi kadar göstermesine mukabil, varlığın, bütün hususiyetleriyle O’nu ruhlara ve gönüllere duyurup gösterdiği isim demektir. اَلْبَاطِنُ ise izzet, azamet ve şiddet-i zuhurundan ötürü ihata edilemeyen ve “mâsivâ” gibi O’nun kavranamayışını ifade eden Zâhir’in zıddı demektir. اَلْبَاطِنُ aynı zamanda bir hadis-i şerifte دُونَ tabiri ile de ifade edildiği üzere “her şeyin ötesinde” mânâsına gelmektedir. Âlimlerden mühim bir kısmı Cenâb-ı Hakk’ın bu ismine “her şeyin ötesinde” mânâsı ile değil de, “görünmeyen ve ulaşılmayan” mülâhazasıyla yaklaşmışlardır. Fakat ben bu isme “Her şeyin ötesinde, ötelerin de ötesinde…” demenin daha uygun olacağı kanaatindeyim.
Dipnotlar
- 1 A’raf sûresi, 7/180; İsrâ sûresi, 17/110; Tâhâ sûresi, 20/8; Haşir sûresi, 59/24.