وَاللّٰهُ يَفْعَلُ مَا يَشَاءُ“O, dilediğini işler.” Yani Allah, hiçbir şeyi yapmaya mecbur değildir. Beşerî zaaflar ve bir kısım beşerî boşluklar diyebileceğimiz hususlar O’na isnat edilemez. Gel gör ki insanoğlu, bazen masum bazen de kasten, ama kendi düşüncesinde Zât-ı Ulûhiyeti bile “Arş-ı A’zamından indirerek”, kendi seviyesinde mütalâa etmiştir.
2. Peygamberlik Konusundaki Çarpık Anlayışlar
Aynı çarpık anlayış ve yorumlar, peygamberler hakkında da yapılagelmiştir. Peygamberler; sıdk, ismet, emanet, tebliğ, fetanet ve bedenî arızalardan korunmuş olma gibi aslî sıfatlarla muttasıf bulundukları hâlde, onları, doğruluklarında sarsık, emanet mevzuunda hain, tebliğ mevzuunda muvazaacı, ismet mevzuunda gayr-i masum gösteren dünya kadar çarpık anlayışın serdedildiğini görmekte ve ürpermekteyiz.
Bu tür çarpık anlayışlar zaviyesinden baktığımızda, aynı kaynağa göre Davud, asker arkadaşı Uriya’nın karısını çıplak hâlde görür ve –hâşâ!– dayanamayıp onunla zina eder. Daha sonra Uriya’dan kurtulmak için onu savaşın ön saflarına sürerek ölümüne sebep olur, sonra da karısıyla evlenir. Ve yine aynı anlayıştır ki, Hz. Davud’a (aleyhisselâm) içki içirir, Süleyman’ı (aleyhisselâm) bir sihirbaz gibi düşünür ve öyle takdim eder. Bu tür iddia ve anlayışlar, peygamberlik hakikatiyle telif edilmeleri bir yana, sıradan insanların bile işlemeyeceği türden öyle günahlardır ki, bu korkunç isnatlar karşısında insan ürpermeden edemez.