İçeriğe geç

Evet, en büyük müfessir olan zaman, dün şüphe ve tereddütle bakılan meseleleri, bugün riyazî bir kat’iyet içinde ortaya koymuştur. İhtimal, günü gelince, bütün ecramın diğer nesneler gibi etrafında olup bitenlerin ses, söz ve hatta resimlerini tespit ettikleri görülecektir. Her ne kadar bugün için bu meseleye şüpheyle bakılsa da yarın tecrübeler bunun doğruluğunu yakînî olarak ispat edecektir. Dolayısıyla ahiret gibi metafizik bir meseleyi, bugünün kriterleri içinde “yakînî değildir” nazarıyla bakarak değerlendirmek, en basit ifadesiyle, bir gaflet ve muhakemesizliktir. Bunun gibi gelecekte, ölmüş bir insana soru sorulduğunda onun bu soruya cevap verebileceği de ihtimalden uzak görülmemelidir.

Binaenaleyh bir yönüyle ilimler ilerlerken “Artık tabiattaki kanunların üstüne çıktık; keşfedip hâkim olmadığımız hiçbir kanun kalmadı.” gibi materyalist bir anlayışla dalâlet-âlûd bir yaklaşım ortaya koymak; diğer bir yönüyle de “Bugün gördüğümüz şeylerden başka bir hakikat tanımıyoruz. Biz daha çok mahsüsâtımıza itimat ederiz ve bunun dışında bir şey tanımayız.” gibi bir şüphecilik içinde bulunmak, insanı içinden çıkılmaz bir durgunluğa sürükleyen öldürücü bir inhiraftır.

Burada وَبِالْاٰخِرَةِ هُمْ يُوقِنُونَ âyetinin haşre bakan yönünü izah için Üstad Bediüzzaman’ın Sözler isimli kitabından “Onuncu Söz” olan “Haşir Risalesi”ni ve İşârâtü’l-İ’câz’da bu âyetin tefsiri sadedinde zikredilen esasları nazara vermeden geçemeyeceğim:

Bu risalelerinde Üstad, ilâhî isim ve sıfatlar, kâinatın hâl-i hazırdaki şekli, nizamı, rahmet-i ilâhiyenin gereği; davet-i nebeviyenin esası; beşer mahiyetinin câmiiyeti ve insan latifelerinin haşri iktiza etmesi... gibi çok farklı yöntemlerle konuyu anlaşılır bir hâle getirmiştir ki konunun tafsilatıyla alakalı mezkûr eserlere müracaat edilebilir.

* * *

İsterseniz şimdi de وَبِالْاٰخِرَةِ هُمْ يُوقِنُونَ âyetini dil açısından hecelemeye çalışalım:

161