İçeriğe geç

2. İhtiyaç sahiplerinden gelebilecek öfke, şiddet ve hiddetin kesilmesi ve zenginlerden gelebilecek zulüm ve gadrin sona ermesi için “Ben tok olayım, fakat başkaları da benimle birlikte tok olsun; şayet başkaları aç kalacak olursa, ben de onlarla birlikte aç kalayım.” yüksek insanî duygu ve düşüncesi hâkim olur. Onun içindir ki, bu eşitliğin zirve noktada temsil edildiği Asr-ı Saadet’te Hazreti Ömer (radıyallâhu anh), insanların fakr u zaruret içinde kıvrandıkları ve günde ancak iki-üç tane hurma ile yetindikleri bir dönemde, kendisi de aile efradıyla birlikte aynı şeylerle yetinmiş ve gerçek bir devlet adamının nasıl olması gerektiğini göstererek halkıyla eşit şartları paylaşmıştır.

Asr-ı Saadet’te tesis edilen böyle bir sosyal adaletin, huzurlu bir toplum hayatı için ilelebet devam ettirilmesi gerekir ki böyle vicdanî bir toplum hâline gelmiş ve inançla coşmuş sineler, Hazreti Mâbud-u Mutlak’ın huzurunda da mahlûkiyet ve abdiyette eşit olduklarını ifade edebilsinler.

İşte zekât, bu eşitliği sağlayan en büyük âmillerden birisidir. Bunun karşısında ise “faiz” vardır. Kur’ân-ı Kerim, faizi haram kılmakla sosyal hayattaki büyük bir hastalığı tedavi etmiştir. Zira faiz, “Sen zahmetler içinde kıvran ki, ben nimetler ve lezzetler içinde rahat edeyim.” felsefesine dayanmakta ve adaletsiz sistemi vasıtasıyla, tefecilik usulüyle, mal stoku yapma veya daha değişik spekülasyonlarla başkalarını fakr u zaruret içinde bırakarak hayat-ı içtimaiyedeki eşitliği temelinden dinamitlemektedir.

Yine İşârâtü’l-İ’câz’da[19] ifade edildiği şekliyle, وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَ âyetinde:

1. Teb’izi ifade eden مِنْ israfı reddeder.

2. مِمَّا’nın cümlenin başında zikredilmesi, verilecek sadakanın, kişinin kendi malından olmasının lüzumuna işaret eder.

146