İçeriğe geç

Evet zekât, mutlaka geçilmesi gereken, aynı zamanda da fevkalâde dar olan bir köprüdür. Dolayısıyla da insanlar hakiki İslâm binasına geçebilmek için her hâlükârda zekât vermelidirler. Nisap miktarı mala mâlik olan ve zekât veren mü’minin yanında, ona mâlik olmayan mü’minin de, bu yoldan geçmenin lüzumuna inanıp elindeki mevcut mallardan vererek bu köprüye bir katkıda bulunması gerekmektedir. Dahası, elinde hiçbir şey olmayan bir mü’min bile çalışmalı ve bu köprüyü tesis etmek için meşru yollardan kazanç temin etmeye bakmalıdır; zira وَالَّذِينَ هُمْ لِلزَّكَاةِ فَاعِلُونَ[15] âyet-i kerimesinden anlaşılacağı üzere o mü’minler zekât vermek için devamlı faaliyet içindedirler. Onların bütün aktivitelerinin arkasında zekât verme duygu ve düşüncesi yatmaktadır. Binaenaleyh insan, her zaman, almak için değil, aksine vermek için hazırlanmalıdır. اَلْيَدُ الْعُلْيَا خَيْرٌ مِنَ الْيَدِ السُّفْلَى “Üst (veren) el, alt (alan) elden daha hayırlıdır.”[16] hadis-i şerifi bu hakikati ifadede önemli bir esastır. Aslında bu husus bir Allah ahlâkıdır. Çünkü Allah (celle celâluhu), kullarına bol bol nimetler ihsan etmekte ve ihsan ettiği bu nimetlerden onların da muhtaç olanlara vermelerini istemektedir. Sadece veren değil, alan kişi de ilâhî ahlâkla ahlâklanmak için kendi çapına göre az dahi olsa vermeye çalışmalıdır.

Evet, bedenî ibadetlerin en önemlisi olan namaz ve malî ibadetlerin esası sayılan zekât, insanın yapacağı bütün ibadetleri câmi bulunan, İslâm binasının hayatî iki büyük rüknüdür.

Âyetin dil açısından tahliline geçmeden önce konuyla alâkalı İşârâtü’l-İ’câz’da zikredilen şu tespitleri arz etmekte yarar var:

143