Bir defasında bir şahıs gelip O’ndan bir şey istemişti, Allah Resûlü ona istediği şeyi vermişti. Bir başkası gelip istemiş, O yine vermişti. Başka biri istediğinde ise, verecek bir şey kalmadığı için, Allah Resûlü vaat etmişti. Yani mal eline geçtiği ilk fırsatta ona verecekti. Bu durum Hazreti Ömer’i fevkalâde üzmüş, Allah Resûlü’nün bu derece rahatsız edilmesinden rahatsız olmuştu. Dizleri üzerine doğruldu ve: سُئِلْتَ فَأَعْطَيْتَ ثُمَّ سُئِلْتَ فَأَعْطَيْتَ ثُمَّ سُئِلْتَ فَوَعَدْتَ “İstediler verdin. Bir daha istediler yine verdin. Bir daha istediler vaat ettin. (Yani, kendini bu kadar eziyete sokma yâ Resûlallah!)” dedi. Ancak bu sözler Allah Resûlü’nün hiç hoşuna gitmemişti. Kaşlarının hafif çatıldığını gören Abdullah İbn Huzâfetü’s-Sehmî ayağa kalkmış ve: أَنْفِقْ يَا رَسُولَ اللّٰهِ! وَلَا تَخْشَ مِنْ ذِي الْعَرْشِ إِقْلَالًا diyerek tesellide bulunmuştu. Yani: “Ver ey Allah’ın Resûlü, sakın Allah’ın Seni fakir bırakacağını ve Sana olan nimetlerini kesivereceğini zannetme!” İki Cihan Serveri bir müddet sükût buyurdu ve ardından şöyle dedi: بِذَلِكَ أُمِرْتُ “İşte Ben de bununla emrolundum.”[21]
Bir başka husus: وَيُقِيمُونَ الصَّلَاةَ ifadesinde olduğu gibi وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَ ifadesindeki يُنْفِقُونَ kelimesinin muzâri sigasıyla vârid olması da yine teceddüde (yenilenmeye, devamlılığa) delâlet etmektedir. Ayrıca, âyet-i kerimedeki رَزَقْنَا’nın mâzi, يُنْفِقُونَ’un muzâri olarak gelmesiyle Cenab-ı Hak, sanki kullarına, “Allah’ın geçmişte verdiği her rızıktan hâl ve istikbalde, durmadan, tekrar tekrar infak ediniz.” buyurur gibidir.