Söz buraya gelmişken yıllar önce dinlediğim bir hatırayı sizlere anlatmak ve bununla mevzua biraz daha açıklık getirmek istiyorum. Mevlâna Halid-i Bağdadî Hazretleri, halifelerini dünyanın dört bir yanına gönderir. Bunlardan -Şeyh İsmet Efendi olabilir- bir müridi de Isparta’ya geliyor. O, cemaate nasihat ederken, hahamlar ve papazlar da gelir dinlerler. Bir gün o cemaatte ilmî hakikatlerin diliyle Allah’ın varlığını izah eder. Meselâ der ki, “Bir hücrede 40 bin atom vardır. İhtimal hesaplarına göre bunların böyle olabilmesi için 10 üzeri şu kadar sıfır rakamı ki, bunu okumamız mümkün değildir.” veya “Güneşte saniyede şu kadar hidrojen atomu helyuma dönüşüyor. Bu ise …” vb. misallerin bitiminde “Bu bize Allah’ın varlığını göstermez mi hahambaşı?” der. Hahambaşı da onu tasdik eder. Bir başka sefer aynı şeyi papaza sorar. Papaz da “Haklısınız Hocaefendi.” cevabını verir. Nihayet bir seferinde Hz. Muhammed’den (sallallâhu aleyhi ve sellem) bahsedince haham da, papaz da “Hocaefendi, itikadımızı bozma!” diye hemen itirazda bulunurlar. Evet, Efendimiz bizim canımızdır, ruhumuzdur. O’nsuz hayat batsın ve yerin dibine girsin! Ama O’nun hatırına bir şey yapıyorsak, yine O’nun hatırına zamanlamayı iyi yapmamız, neyi, nerede ve ne zaman söyleyeceğimizi çok iyi hesap etmemiz gerekir. Hâsılı; fasl-ı müşterekler etrafında dönüp durma, diyalog adına dikkat etmemiz gereken en önemli noktalardan birisidir.