Soruyla alâkalı meselenin bir diğer yanı da, diyalog içinde bulunduğumuz insanlarla, “fasl-ı müşterek”leri artırmak ve onlar üzerinde konuşmak gerektiğidir. Hatta konuştuğunuz, görüştüğünüz bu insanlar, Yahudi ve Hristiyanlar bile olsa, yine bu düşünce ile hareket edilmeli ve muvakkaten bizi birbirimizden ayıracak hususlar katiyen bahis mevzuu edilmemelidir. Meselâ, siz onlarla Allah, ahiret konularında anlaşamadı iseniz, onlara Efendimiz’i anlatmanın bir mânâsı yoktur. Efendimiz bizim canımızdır.. O’nsuz bir hayattan ise yerin altında olmak daha iyidir. Ne var ki, O’nu anlatmada zamanlamanın çok iyi yapılması lâzımdır.
Bakın Kur’ân-ı Kerim Kitap Ehli’ne çağrıda bulunurken diyor ki: “Ey Kitap Ehli! Aramızda müşterek olan kelimeye gelin.” Nedir o kelime? “Allah’tan başkasına ibadet yapmayalım.”1 Zira gerçek hürriyet, ancak başkalarına kulluk yapmaktan kurtulmakla gerçekleşir. Allah’a kul olan başkalarına kul olmaktan kurtulur. İşte gelin, sizinle bu mevzu üzerinde birleşip bütünleşelim. Ve yine “Allah’ı bırakıp da bazılarımız bazılarımızı Rab edinmesin.”2 diyor Kur’ân. Dikkat edin! Bu mesajda “Muhammedün Resûlullah” yok. Ve bir başka âyet; “İman edenlere söyle; (ey Habibim) Allah’ın günleri(nin gelip çatacağını) ümit etmeyenleri bağışlasınlar.”3 Yani ahirete ve öldükten sonra dirilmeye inanmayanları bağışlasınlar. Çünkü “Allah herhangi bir kavme ancak kazanmakta olduklarıyla mukabele eder.”4 Yani cezalandıracaksa, onları Allah cezalandırır ve bu mesele bizi alâkadar etmez.
Dipnotlar
- 1 Âl-i İmrân sûresi, 3/64.
- 2 Âl-i İmrân sûresi, 3/64
- 3 Câsiye sûresi, 45/14.
- 4 Câsiye sûresi, 45/14.