İnsan – Muhabbet İli̇şki̇si̇
Sevgi ve muhabbet, insan mahiyetinin önemli bir derinliğidir. Hatta ona, kâinatın mâyesi nazarıyla da bakılabilir; bakılabilir zira Cenâb-ı Hak, kâinatı, mevcudata olan muhabbetinden dolayı yaratmış ve onların düzenli bir hayat sürdürebilmeleri için de çeşitli kanunlar vaz’etmiştir. İnsanlığa olan hususî sevgisinden dolayı da cennetler-cehennemler kurup; biriyle mükâfatlar vaad ederken, diğeriyle insanları korkutup onların nazarlarının Zât’ına çevrilmesini hedeflemiştir. Bu gayeyi gerçekleştirmek için peygamberler göndermiş ve bu önemli icraatını devam ettirecek -değişen şartlar muvacehesinde- âdet-i sübhaniyesini yenilemiş, gönüllerdeki Kendisine ait duygu ve düşüncelerin her an taze kalmasını sağlamıştır. Efendimiz’le (sallallâhu aleyhi ve sellem) peygamberler halkası tamamlanınca da, evliyâ ve asfiyâ ile bu süreci devam ettirmiştir. İşte bu yönüyle muhabbet, bir mânâda her şeydir.
Evet, Allah (celle celâluhu) insanın fıtratına, sevmesi gereken şeyleri sevip alâka duyması için, bu umumî muhabbetin bir cüz’ünü dercetmiştir. İnsan fıtratındaki bu sevgiyle, Allah ve Peygamber’i sevmenin yanında, mecazî olarak başka şeyleri de sevecektir. Yalnız o, bu sevgisinde, “mâsivâ”ya olan muhabbetin, Yunus Emre’nin, “Yaratığı severiz Yaratan’dan ötürü.” anlayışı içinde olması gerektiğini de bilecektir. Bağını bahçesini, hayat arkadaşını, evini barkını.. severken, bütün bunların, Cenâb-ı Hakk’ın isimlerinin birer cilvesinden ibaret, izafî varlıklar olduğu hakikatini de kat’iyen unutmayacaktır. Aksi hâlde onları, Üstad’ın ifadesiyle “mânâ-yı ismî”yle nazar-ı itibara alıp meftun olduğunda, bu sevgiyi suiistimal etmiş olacaktır.