İçeriğe geç
23. Bölüm

Dua Üzeri̇ne Bi̇rkaç Söz Ve Düşman Şamatası

Soru: Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) bir duasında شَمَاتَةِ الْأَعْدَاءِ diyerek, «şemâte”den Allah’a sığınıyor. Buradaki şemâte, bizim Türkçe’deki kullandığımız “şamata” mıdır? Bu duayı nasıl anlamalıyız?

Soruya cevap teşkil edecek hususa intikal etmeden önce, umumî mânâda dua ile ilgili bir iki noktayı belirtmek istiyorum. Öncelikle; bir şeyin yapılmaması, başa gelmemesi ve olmaması için yapılacak dualar, Cenâb-ı Hak’tan o işin sebeplerini yaratmamasını istemektir. Bu durumda şayet Allah duanızı kabul buyurursa, kaderde yazılı olsa bile, atâsı ile onu kaza etmez. Nitekim mev’ize ve menkıbe kitaplarına bu gözle bakıldığında bunu teyit edecek birçok hâdise ile karşılaşılır. Hatta “Levh-i Mahv ve İsbat”a vukufumuz olsa veya biraz öteleri müşâhede edebilsek, yerinden ayrılmış bize doğru gelen belâları görebiliriz. Bu itibarla da bazen Cenâb-ı Hakk’a sığınmakla onların durdurulması söz konusu olabilir.

Saniyen; insanın çaresi olan şeylerde çare araması, kendi iradesini güçlendirmesi ve kuvve-i mâneviyesini takviye etmesi ancak dua ile olur. Şimdi eğer bir insanın iradesi yaptığı dua ile güç ve kuvvet kazanıyorsa, bundan o insanın vücudundaki hücreler de, moleküller de nasibini alır. Zaten bana göre eğer insanın beden planında bazı şeyleri aşması ve onları yenmesi söz konusu ise, onların önce ruhta yenilmeleri şarttır. Şayet buna yenilenme denecekse, evvelâ insan bedeninde tahribe uğrayan hücrelerin rejenere edilmesi gerekir. Bu açıdan dualar bir yönüyle Cenâb-ı Hakk’ın “nâçâr kaldığımız yer”lerde “nâgâh bir perde açması” ve derdimize derman olması açısından yeri başka hiçbir dinamik ile doldurulamayacak öneme haizdirler. Bunun yanı sıra maddî bir kısım tedbirlere başvurmanın gerektiği de malum-u âlemdir.

1