İçeriğe geç
32. Bölüm

Sabır Ve Salât

Soru: Yapılan hizmetlerde her şeyin ilâhî inayet endeksli olduğunu her fırsatta anlatıyor; ilâhî inayeti celbin vesilesi olarak da Kur’ân’ın, “sabır” ve “salât”ı (namaz) tavsiye ettiğini beyan ediyorsunuz. “Sabır” ve “salât” nasıl ve ne şekilde hayatımıza hâkim olmalı ki, Kur’ân’ın emrini yerine getirmiş olalım?

Konuyu izaha geçmeden önce, bir hususun altını çizmemiz lâzım; o da yapılan hizmetlerde ilâhî inayetin yanında insan cehd ve gayretinin göz ardı ve insan iradesinin inkâr edilmemesi gerektiğidir.

Ehl-i Sünnet, yapılan fiillerde insan iradesinin nefyedilmesini bir türlü “sapıklık” olarak değerlendirmiş ve böyle düşünenleri “firak-ı dâlle”den saymışlardır. Çünkü iradeyi bütünüyle nefyedip inkârda bulunma “cebrîlik”, yapılan işlerde Allah’ın iradesini yok sayıp, her şeyi insan iradesine verme ve “İnsan, kendi fiilinin hâlikıdır.” demek de ayrı bir sapıklıktır. Tarihte bu düşüncenin temsilcilerine “Mutezile” denmiştir.

Şart-ı âdi planında çerçevesi ve hakikati mevzuunda ciddî bir şey söylemek mümkün olmamakla beraber; iyiliğe veya kötülüğe karşı bir meyelan veya o meyelandaki tasarruf; ya da eşit iki şeyden birini tercih etme şeklinde yorumlayabileceğimiz iradenin, insanın fiillerinde çok önemli bir yeri vardır.

Diğer bir yaklaşımla iradeyi; keyfiyeti ve sınırları belirsiz denebilecek kadar itibarî bir hat; böyle olmakla birlikte itibarî olmayan hakikî bir kısım hakikatleri tevlit edecek çok önemli bir esas ve bir faktör olarak da değerlendirebiliriz. Evet, irade o kadar önemli bir esas ve bir faktördür ki, Cennet’e kavuşma ve Cemalullah’ı müşâhede etme, ancak onu iyi kullanmakla gerçekleşebilir. İnsan, ebediyeti onun sayesinde kazanabileceği gibi, dünyevî ve uhrevî mutluluğu da yine ancak onun sayesinde elde edebilir…

146