Takvaya Dai̇r Bi̇rkaç Husus
Allah’tan hakkıyla korkmaya “takva”, takvayı hayat felsefesi olarak benimsemiş, duygu, düşünce ve amellerini buna göre ayarlayan insana da “müttakî” denilir. İstikamet ise, hayatı Allah Resûlü’nün verdiği ölçülerde yaşayıp, ifrat ve tefritler içine düşmemeye denir. Müslüman, her davranışında olduğu gibi takvada da istikamet üzere olmalıdır. Takva adına Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) belirlediği çerçevenin ötesinde bir kısım zorlayıcı unsurlar ortaya koymak ve pratikte de onları uygulamaya çalışmak şer’î sınırların dışına taşmak demektir.
Bu cümleden olarak, insanlar beş vakit farzın dışında nafileler için zorlanmamalıdırlar.. zorlanmamalı ve sadece düşünce olarak tahşidat yapılıp meselenin ehemmiyeti üzerinde durulmalıdır. Meselâ, bu çerçevede teheccüdün âlem-i berzaha açık bir menfez olduğu, insanın iç yapısını aydınlatması gerektiği, bunun için gecenin karanlığında, hiç kimsenin olmadığı anlarda, bütün semavatın ve arzın Hâlik’ı olan Allah’a yönelmenin şart olduğu anlatılabilir. Evrâd ü ezkâr mevzuunda da aynı hassasiyet gösterilerek, bunca nimetleri lütfeden, -liyakatimiz olmasa bile- gücümüzün fevkinde olan bunca işe imza atmayı bize nasip eden Allah’a karşı çok dua etmemiz gerektiği ifade edilmelidir.
Bediüzzaman Hazretleri’nin bazen talebelerini teheccüde kaldırdığı bir gerçektir. Yalnız onun talebeleri zaten kendi irade ve ihtiyarları ile her gece teheccüt kılan insanlardır. Onun için bunu bir zorlama olarak kabul etmek imkânsızdır. O hâlde bu noktada Hz. Üstad’ın yaptığı şey, sadece onları uyandırmaktan ibarettir.