İçeriğe geç

Bu mevzuda bir diğer canlı misal ise bizzat; Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) Uhud Savaşı sonunda, Mekkeli müşriklere bedduada bulunma azmine karşı Allah’ın (celle celalüh) ikazı şeklinde gerçekleşmişti. Evet bir rivayette de bazen sabah namazında sesli olarak bazı Arap kabilelerinin isimlerini anıp onları Allah’a havale etmişti. Zayıf rivayete göre de ‘Bi’r-i Maûne’ hâdisesinde ashabının şehit edilmesi münasebetiyle 30-40 gün kadar onların tedmiriyle alakalı dua edilmişti. İşte o zaman Cenabı Hakk, “Kullarımın işinden hiçbir şey sana müessir değildir. Allah ya onların tevbesini kabul eder, yahut onları, (kendileri zalim kimseler oldukları için) azaplandırır.”5 âyeti nazil olmuştu ki, anlayana göre burada tatlı bir itap dahi söz konusudur. Evet, rakik peygamberin rakik kalbini incitmeden yapılan bir serzeniş. Yani “Sen seni alâkadar etmeyen mevzulara ne diye giriyorsun. Hâlbuki bunlar seni ilgilendirmeyen şeylerdir.” denerek, Ona kendi çizgisi hatırlatılıyordu.

Buraya kadar arz ettiğimiz misallerde de görüldüğü gibi, diyalog arayışları içinde en önemli mesele, fasl-ı müşterekler üzerinde durma ve konuşmadır.

6