İçeriğe geç

İşte Kur’ân-ı Kerim’deki öldürme, sürme, harp etme gibi hükümler böyle çeşitli sebeplere talik edilmiştir. O sebepler mevcut değilse o zaman yapılacak şey “va’z u nasihattir”, “emr-i bi’l mâruftur”, “kavl-i leyyindir” ve tavr-ı leyyin ile İslâm’ın güzelliklerini anlatmaktır. Bu sebepleri nazar-ı dikkate almadan, Kur’ân’ı Zâhirîlerin anladığı şekliyle anlayıp, vurma, kırma, dövme diyen insanlar maalesef ne hükmü, ne hükmün menâtını ve ne de İslâm’ı anlayabilmişlerdir.

Fakat sebepler tahakkuk ettiğinde, elbette o hükümlerle, hükmün menâtı çerçevesi içinde amel edilecektir. Meselâ siz i’lâ-yı kelimetullah yaparken, sizi öldürmeye kalkıştılar veya çeşitli vesilelerle vatanınıza saldırdılar. Şimdi siz onlara harp ilan etmeyecek misiniz? Çanakkale’de yaptıkları gibi “Kimi Hindu, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ” toplanıp üzerinize gelseler, siz bir köşede sus pus oturup “Ne iyi ettiniz de geldiniz!” mi diyeceksiniz?.. Yoksa, evet yoksa canınızı dişinize takıp mücadele mi edeceksiniz?

Bakın içinde bulunduğumuz dünyanın hâline!.. Geçenlerde bir gazetenin verdiği bir habere göre, dünyanın 56 yerinde sıcak harp devam ediyormuş. Şu son çeyrek asır içinde, dünyaya demokrasi ihraç eden ve hümanizmi bayraklaştıran ABD, Vietnam’da, Körfez’de hep savaştı. Sudan’ı, Libya’yı terörist ilan etti. Üstelik bunları hep demokrasi adına yaptığını söyledi. Sadece ABD mi? Elbette hayır. Ruslardan Sırplara, Fransızlardan İngilizlere uzayan çizgide hâlâ bir sürü yerde kan ve gözyaşı seylapları çağlıyor. O hâlde harbe karşı çıkmak beşerî realitelere karşı çıkmak demektir. Onun içindir ki, demokratik hak ve hürriyetlerimize dokundukları an elbette kendimizi müdafaa edecek ve gerektiğinde savaşacağız. Fakat başta da ifade ettiğim gibi bütün bunlar arızî şeylerdir. İslâm’da esas olan sulhtür, barıştır, insanlığı sevgi ile kucaklamadır.

4