Bi̇lgi̇ni̇n Kaynaklarına Dai̇r
İslâm’a göre ilmin sebepleri üçtür: Bunlardan ilki, havass-ı selime dediğimiz, eskilerin ifadesiyle mubsırât, mesmûât… gibi duyu organları ve onların ilgi alanı içine giren şeylerdir. Bunu bilginin tek kaynağı kabul eden anlayışa göre; duyu organlarımızla alınamayacak hiçbir şey bilgi ve tecrübe konusu olamaz. Batı’da pozitivizm diye adlandırılan bu ekol, her şeyi duyu organları ve tecrübe üzerine bina ettiğinden, yer yer sarsıntıya maruz kalmıştır. En basit bir örnekle bunlar, güneş şuaları altında suya sokulan bir çubuğun, eğik ya da kırık şekilde görülmesini hakikat kabul edip, buna muhalif olan her düşünceyi yerden yere vurmuşlardır.
İlmin sebeplerinden bir diğeri ise, selim akıldır. İslâm’da akılcılık denilen ve günümüzde rasyonalizm diye tarif edilen şeydir bu. Rasyonalizm, kadimden beri devam edegelen ve bilginin yegâne kaynağı olarak insan aklını, zihnini kabul ve müdafaa eden bir anlayıştır. Burada “selim” vasfı, herhangi bir şeye karşı şartlandırılmamış, eşyayı saf ve yalın hâliyle algılayıp değerlendirebilen akıl demektir. Ne var ki, rasyonalizm de gerçek ilme ulaşmada tek başına yeterli bir kriter değildir.
O hâlde her iki ilim sebebinden kaynaklanan yanılgıları, tashih edecek başka bir kaynağa ihtiyaç vardır ki, o da haber-i mütevatir yani vahiydir.